Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Sağ Cebimde bir kutu bok.
Kadıköy'de bir özel hastanede check-up ım vardı.Karşı tarafa pek de alışkın olmadığımız ve yeni eğilim(trend)leri bilmediğimiz için 10 da olan randevu için 8 de kalktım.Önce Metroya bindim.Sonra taksimden otobüs'e daha sonra taksi ile hastaneye ulaştım.Saat 11 di.Neyseki amaçsız biryer randevu için neden saat vermişler anlamadım.Girmeden bir dal sigara içtim hemen.Psikolojik başka bir nedeni yok.Daha sonra kan aldılar vs.vs.En üst katta 2 kutu verdiler ve birine işe birine sıç dediler kabaca.Wc'ye girdim.Hadi idrarı hallettik.Sıç deyince de sıçılmıyor ki hemşire bacı.Daha fazla zorlamadan çıktım ve ben sıçamıyorum demeden hemşire isterseniz yarın getirebilirsiniz dedi.Nasıl olsa sonuçları almaya geleceksiniz.İyi dedim kabı aldım bir an rahatladım.Sonra o boku oraya nasıl getireceğim diye düşünmeden edemedim.Olm boku yedin.Çanta mı taşıyacağim bok için dedim.Neyse bunu da ayarlarız dedim.Dönerken Metrobüsle dönmeye karar verdim.Gelirken Taksimden otobüs'e binmenin nasıl bir mantığı vardı çözemedim.Aga Metrobüs varken burdan nasıl gelirsin sen.Bazen kendi kendimi yönetemiyorum sanırım.Eve gittim ve bu sefer bu boku bu kutunun içine nasıl koyucam.Nereye sıçabilirim de bu boku alıp bu kutuya koyarım.Kutuya sıçsam tutturmak sorun.Hem taşıyacağiz birde onu o kadar.Neyse ameliyat eldivenlerinden bir tanesini elime taktim ve elime sıçtım.Hiç de güzel bir duygu değil.Sonra kutuya koydum ve kutuyu götürmek için formül bulmam lazımdı.Onu da buldum.Bu kutuyu önce kokulu mendillerle bolca da parfüm sıktım.Sonra da etrafını çevirdim.Kapalı olmasına rağmen çok acayip kokuyor.Daha sonra 1 poşet üstüne paketledim ve montumun cebine koydum.Daha kıştı o zamanlar o yüzden montum vardı.Yazın olsaydı heralde kutuyu elimde götürmezdim :)Daha sonra yol boyunca acaba kokuyor mu ? Kokusunu alıyorlar mı ? düşünceleri eşliğinde terlemeye başladım.Avuçlarımın içi terliyor.Alnımda benek benek ter damlaları.Birinin birşeyi çalınsa tek ortak nokta ben olurdum heralde.Suçlu psikolojisi çöktü üstüme resmen.Neyseki yol bitti.Birazda erken indim.Hem sigara içerim hemde yürürüm diye.Bir arkadaşımı aradım o an.Bardak ile ilgili çok değişik olaylarım var.Sürekli bardaklı espri yaparlardı bana karşı.O esprilere aldırmıyormuşum gibi görünüyordu ama ilk defa o gün bunu aştım.Aradım ve arkadaşıma şuan cebimde bir bardak var ve içinde ne var tahmin et bakalım.Bok.O ana kadar çok kötü bir durumda olduğumu sanıyordum ama o bok beni kurtardı.Bardak ve içinde bok.Bana bardak esprisi yapanlara karşı da intikam aldım hissiyatına kapıldım.Ama zaten görüşmemiz pek zordu onlarla da :)Olsun yine de içimde kalmadı.Sonra teslim ettim ve aramızdaki bağ koptu.Bardağa karşı hep yenilmiştim.Artık geri dönme gibi bir şansım yoktu da zaten.Ama hep bardak ve onun izleri vardı.Bu bok beni bardaktan ve ona ait olanlardan temizledi.Aslında ilk başta gerçek bardak bok olmuştu.Bu bardaktaki bokda bunu anladığım andı.Teşekkürler bokçuk..
29 Mayıs 2011 Pazar
90 dk nın önemi..
Az önce bir film izledim.Gerçekten filme nasıl gözle bakarsanız öyle bir film.Görmek için bakmak gerek.Size neler yaptığının farkında bile olmuyorsunuz filmi izlerken.Öyle mesajlar veriyor ki inanamıyorsunuz.Bu yaşıma geldim o kadar film izledim ama böylesini görmedim.Film tamamen zeka ürünü.Hayatınızda 90 dk'nın ne kadar değerli olduğunu size anlatmaya çalişiyor.90 dakika ne kadar önemli olabilir dimi ?Trafik kilitlendi 90 dk yollarda kaldık.90 dakika ne aptal maçlar izledik.Aşağı yukarı 90 dk lik ne gereksiz filmler izledik.Arkadaşımızı sevgilimizi boş boş oturarak dakikalarca bekledik.Her an gelebilir korkusuyla rahat rahat kız kesemedik 3.sınıf cafe köşelerinde.90 dakika ne mal dersinlerin sınavlarına girdik.Ama bunların hiç birinde 90 dk nın önemini anlayamadık.Bu filmde kesinlikle anlayacaksınız.Daha önce hiç bu kadar acımadınız bu süreye.Boş oturmak,uyumak hepsi daha iyi gelecek.Çok önemli kararlar aldım bu filmden sonra.90 dakikada çok şey yapacağimin farkına vardım.Ayrıca bitmedi.Filmi sonuna kadar izleyebilen biri olarak dünyanın heryerine uyum sağlayabileceğime karar verdim.Düğünlerde dışarıda sigara içmek zorunda değilim.Hertürlü sıkıcı ortama adapte olabilirim.O kadar iğrenç bir film.Soğudum resmen hayattan.Hele en son sahnesi var ellerim titredi şerefsizim.Tamam abi 30 bin $ a çekiyorsun,1 haftada çekiyorsun,kısıtlı mekanlarda çekiyorsun.Bunları göz önünde bulundurursak güzel bir film diyen yavşak vatandaşlar var.Neresi güzel lan.Kim zorladı sizi film çekin diye.Biz de 20 bin liraya daire yapalim satalim.Çok ucuza getirdik fiyatına ve yerine bakarsak güzel daire diye iteleyelim mi millete.Bu nasıl mantıktır.Filmdekilerin akrabalarımı yazmış onları nedir.Neyse şimdi filmi sinemada izleyipte bana beş para etmez diyen sevgili arkadaşım.Cidden ben öküz olsam azdır.Filmi izlemeden önce okuduğum o jobinenin yorumuna itibar edip senin önerini dikkate almadım.Çalgı çengi filmin adı.İlk defa fotoğraf makinesi almış birinin heyecanla çektiği ilk resimler kadar aptalca.Komediymiş.Kıçımı açıp baksam daha çok gülerim.Ama o yorumu yapan kişi kaliteni belli ettin olm sadece o kadar
26 Mayıs 2011 Perşembe
Evliliğe hazır erkeğin oluşum evreleri...
Okulun bitmesi ile başlayan bu sürecin sadece kahvaltı evreleri hakkında bir takım düşünceleri buraya dökmek istedim ki bunu daha yeni farkettiğimden dolayı yazıyorum.Çoğu erkek evlilikten korkuyor.Herkes gibi bende doğal olarak altıma sıçıyorum diyebilirim.Çünkü bir kere olmasını ve mutlu olmayı istiyorum.Tabi bir boksunuz ve üzerine ne kadar parfüm sıksanızda ne kadar incik bocuk kurdela taksanız da bok olduğunuz gerçeğini değiştiremeyeceğiniz için aklınızı başınızdan uçuracak bir bayanın gelmesini beklemekle sonsuzluğa açılan kapının olduğunu varsaymak aynı olsa gerek.Ki öyle bir kadının olduğuna da inanmıyorum.Ama bir erkek evliliğe mecbur olduğunu hissetmeli.Bunu da tek yaşayan erkeklerin zorluklara karşı daha fazla direnememesinden dolayı bir eş ihtiyacının tavan yapması olarak tanımlayabiliriz.İlk başlarda kahvaltı için dışarı çıkmayı tercih ederdim.Erkek başına ne hazırlayacaksın ki dimi.Zaten tek olunca da insanın boğazından geçmiyor.İlk evre arkadaşlarla dışarı da kahvaltı.Daha sonra zaten bir gün izinlisin evde kendime şöyle güzel bir kahvaltı yapayım abi diyerekten hazırlanan kahvaltı 2.evre.Üçüncü olarak daha basite kaçarak börek,poğaca alınmaya başlanır ya da tost yapılır.Bugün dördüncü evreye geçtiğimin farkına vardım.Tost yapacaktım ama abi ne gerek var ekmeğinin arasına koy kaşarı oldu bitti.Sandviç yapmaya bile üşendim.Soğuk tost oldu.Muhtemelen bundan sonraki evre süt ve kahvaltılık gevrek olabilir ama bu evreyi çoğu erkek kafadan atlayacaktır ve kahvaltısız dayanabildiği kadar dayanacaktır.Daha sonra bütün egolarıni yitirmiş,mecburiyetten bir sıcak kase yüzünden karısına aşık olabilecek insan ortaya çıkacaktır.Çok saygın bir abimize abi evlenince ne oluyor,ne değişiyor,neden evlenelim tarzı abuk subuk peşpeşe sorular sormaya başlamıştım ki pat diye yapiştiriverdi cevabı.Yemek.Yemek yiyorsun olm.Hemde düzgün yemekler.Aşçılara o gün bugündür ilgim var.Zamanımız da kalmadı dolmak üzere.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Teknoloji vs duygusallık
Ülkemizde açılan ilk müzik kanalına en çok kim sevinmiştir acaba ? Kanalın sahibi,akraba genel müdür,vj bülent,ben ? Kıyaslama yapmama gerek yok zira hepsi başka dallara konmuşlar ama ben aynı şekilde buradayım.Zor yıllardı.Çocukluk gerçekten zordu.Herkes çocuk olmak istiyor ama etrafınızda dönen dünya ve sizi hiçbirşeyine takmayan insanlar ordusu.Pedagog bir ailemiz yoktu ya da öğretmen.Gerçi ne kadar ilgilenebilirdi öğretmenler çocuklarıyla o ayrı ama.Ateşin yaktığını izah eden bir aile yapısına sahip değildim.Elimi sürüp küfür alışkanlıklarımı zenginleştirmek zorundaydım.Sürekli inceden inceden arabesk dinleyen bir büyüğünüz var.Daha da kötüsü lise çağlarında azgın bir fırtına gibi.Gençliğimi zehirleyen adam oydu işte.Müslüm Gürses'in,Ferdi Tayfur'un,Orhan Gencebay'ın ve daha nicelerinin bilmediğim şarkıları yoktur.Şimdi ki dönemin Serdar Ortaç ve Demet Akalın'ı gibi.Bir kere açıp bir yerde dinlediysem jöbineler kampına en önde giden olayım.Ama bütün şarkıları ezbere biliyorum.İkisi içinde geçerliydi.Ama derken kral tv çıktı.Aklımda kalan en iyi kliplerden birisidir bu.Bu klip çıktığında sanki Tom ve Jerry başlıyormuş gibi geçerdim tv başına her izlediğimde aynı hissiyat.Bir süre sonra her adımını biliyordum klibin.Küçük çocukların dans etmesi en çok hoşuma giden kısımdı.Müzik hayatıma yıllarca tecavüz edilmiş olmasına rağmen zevk alıyormuş gibi yapmışım bu kliple anladım bunu.Şimdiye bakarsak kaç tane müzik kanalı var bilmem.En son ne zaman izledim hatırlamam.Digitürkte kaçıncı kanal Kral tv bilmem.Diğerlerini de bilmem.Neden acaba.Şimdi istediğim anda istediğim klibi izleyebiliyorum.İstediğim şarkıyı dinleyebiliyorum.Teknoloji duygusallığı öldürüyor.Eskiden futbolda yeni sezon başladığı zaman bir önceki sezonu çocuk aklımda tamamen hatırlardım.Bütün golleri,bütün olayları,bütün kadroyu.Şimdi 3 hafta öncesinde kimle oynamış hatırlamakta güçlük çekiyorum.Bunun nedeni de teknoloji.Artık bütün dünya liglerini izliyorum.Bir maçın tekrarını 10 kere izliyorum.100'e yakın gol görüyorum her hafta.Basketbol maçları,spor faaliyetleri,onlar,bunlar...Dünya'da bile daha çok olay oluyor artık.İşte bu noktada bilgi kirliliği ortaya çıkıyor.Kapasiteden fazla bilgi karışıyor kirleniyor duygusallığını yitiriyor.Eskiden aşklarda uzun sürüyordu.Şimdi onlarda gitgide kısaldı.Çoğunda duygusallıktan başka her bok var.Sonuç olarak okyanus ötesinden ne kadar çok teknoloji alırsak o kadar aptallaşıyoruz :)Şimdi öğrenmek çok daha kolay.Herşey elinizin altında ve ödemeniz gereken bedel çok cuzzi.Ama bildiğiniz yoldan gitmek çoğu zaman en kısa yolu aramaktan iyidir.Yaratılan bu bilgi kirliliği sayesinde herkes her boktan anlıyor,herkes her boku bildiğini sanmaya başlıyor.Sonuç olarak ne kadar çok çeşit yerseniz bokunuz o kadar kötü kokar.Tuvaletler de tıkanır birgün..
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Mahalle Baskısı...
Mahalle baskısını ilk defa derinden damarlarımın en ince ayrıntılarında bile hissettim.Havale için ptt ye gittim.Fakat 16.30'da kapanıyor sistem saat 16.20 herkesin işlemini yapamayacağım dediği zaman köse pezevenk diyiverdim içimden.Sonra fırına gidip 2 ekmek aldıktan sonra eve geldim ki binanın kapısı kitli.Evde kimse yok.Zillere basıyorum ses yok.Dışarda mahallenin ortasında mahsur kaldım.Elimde 2 ekmek.Yoldan geçen herkesle konuşmak zorundayım.Uzun süredir piyasada olmamam ve benim hakkımda yayılan dedikoduların hepsine bir çözüm geliştirmem gerekiyordu ve ağustosta askere gidicem cümlesi imdadıma yetişti ki yavv niye ağustos sorularıyla cebelleştim bu sefer.Hele biri vardı ki.Bütün askerlik dönemlerini ve kısa dönemin özelliklerini atmak zorunda kaldım.Çarpıcı entisüastik yorumları bitirdi beni zaten.Sakallı olmam ve alttraflarının kaşıntıya yol açıyor olması sebebiyle kestiğimden dolayı yoldan geçen muhtemelen tarikatçı bir çocuk tanımadığım halde selam verdi aleyküm selam dedim.İmdadıma rambo yetişti.Muhtemelen camiiye gidiyordu.Çünkü sonradan ezan okundu.Yine büyüklüğünü gösterdi rambo.Ziller bozukmuş ve enteresan olan sadece bizim zil çalişiyordu hepsine bastım.Blogunda bokunu çıkarmaya başladım dimi :)
Tabuların yıkıldığı bir gün-İlk
Dün hayatımın en kötü anlarını yaşıyor olmam dolayısıyla Fenerbahçe'nin şampiyon olmasına sevinemedim.Kötüydüm normale döndüm bu da iyi birşey ama yine de çoşkulu çoşkulu salaklanmak isterdim yani.Sabahtan başlayayim.Normalde çok fazla uyumam,uykumu alamamam pek sorun teşkil etmez tabi bir nokta haricinde eğer işim varsa,zorunluluğum varsa uykusuzluktan etkilenmem ama eğlence adı altında yapılacak şeylerden önce uykum gelir.Ama İstanbul gibi kalabalık bir şehirdeyseniz ve günlerden pazarsa sıçtık.Sabah 7 de hazır olup evden çıkan piknikçi aileler,denize gidenler var.Sebep erken gidelim yer kalmaz.Bu zihniyetin yüzünden 10 kalkmak zorunda kaldım :)Yıkılan bir tabumuz daha vardı.Artık şahin,doğan abaküs(hep 3 tane yazarım bu da bir tabu ) gibi genç apaçi arabalarından terfi etmiştik.Ama yine aynı apaçiler mersedes teydik bu sefer.Aynı iğrenç müzikler,aynı espri kalitesi ile yelkenlerimizi açık tuttuk gün boyu.Ama yıkılmayan bir tabumuz vardı dün.Biz hiç bi arabaya 4 kişi binmedik.Hep 5.yi bulduk.Bazen 6 oluyordu ama hiç 4 olmadı.Bu da varoşsal bir zorunluluk oluyor sanırım.Ormanda sessiz sakin kimselerin olmadı bir yerde mangalımızı yaptık rakımızı içtik.18 yaşından beri aktif içici olduğum bu hayatta ilk defa kustum.Ne sofralar görmüştüm ne kusanlar görmüştüm ama hiç kusmamıştım.Ted gibi yalancı da değilim.Bu ilkti.45 günlük süreçte 2 günde 1 35'lik olmak üzere ve günde en az 4 bira içmek şartıyla 30 gün içtiğimi bilirim.Ama oldu işte.Tabi aptal tesellisi var.Sabah gerizekalı gibi ilaç aldım ve ilk defa malzemelere ben karışmadım.Sanırım bu yüzden oldu.Mezeler sorunluydu abi.Eve girmeden önce saate baktım 19.42 idi.Aslında 19.41 geçe baktım saate ama anlamam 1 dk sürdü o kadar dönüyordu herşey.Eve girdim maç başlayınca herşey durmuştu Fenerbahçe'nin büyüklüğünü burda bir kez daha anladım.Maç bitti Bağdat caddesine.10 km aptal aptal yürüdük.Sadece izledim.Bu tabu çok önemliydi benim için mükemmelliyetçi insanlar değerlerine sonuna kadar bağlıdır.Artık alkol almam zor bundan sonra.Bunu bir sonraki postumda mükemmelliyetçi olduğumu sanıyorumda açıklayacağım.Hastalık günlüğümün yasaklılar listesinde en üst sıralarda yer alıyor zaten alkol ve sigara.Bu son kısım çok bozuk oldu sanki cümlelerin sıralanmasında hata var.Konular karışmış gibi.En iyisi fazla uzamadan post atalım.Ama bunu söylemeden blog tabumu yıkmayayım.Eğlenirken sıçmak tabirini dün Fb'li bazı gerizekalılar için kullanıyorum.İçerken kusman geldi aklıma hemen :) Ama cidden bokunu çıkartanlar çoktu.Bora Genç'in kamyonu efsaneydi Cadde başında kasasında 5 kişi vardı Cadde sonunda gördüğümüzde kamyon tamamen dolmuştu.Ayrıca Fb dizayn vosvos'a da selam çakayım.Ama ama i. Trabzon olamazsın şampiyon diyen topluluk halindeki arkadaşlarım zaten olamadılar.Bursa şokundan sonra hala şampiyon olduğumuzun farkına varamadınız sanırım...
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Tren şarkısı
Yukardaki Train Song Samsung smart tv reklamlarında dolanan tren şarkısı.Alttaki de bir tren şarkısı.Alttaki video aslında kült bir eser.Bu videoyu izleyerek bağırsaklarımızdaki titreşimleri hissederek,aynı anda bütün uzuvlarımızla küfür ediyorduk.Nasıl rahatlıyorduk bir bilseniz.Üstteki şarkı iyi olmasından dolayı.Alttaki ise hakaretvari olmasından ötürü blog rules bigger than everything diyoruz.Asla şahsi bir olayımız olmamıştır.
20 Mayıs 2011 Cuma
Nedenini bilmeden onca sene yaşadım...
Nedenini bilmeden onca sene yaşadım.Nedenini öğrendiğimde yaşamak için geç kalmıştım.Yaşamak için bir nedenim vardı ama yaşamın beni hayatta tutmak için bir nedeni yoktu artık.Azrail peşimde iyi hoş ama biralexdeğil yani.Bugün duygusal bir giriş yaptık.Kötü sonla biten bir filmin ardından o duygu yükü tamamen omuzlarımda büyük bir yük iştigal ediyorken geldim hemen yazmaya başlayacaktım.Düzensiz hayatın düzensiz gelen boku beni wc'ye gitmek zorunda bıraktı.Aslında iyi oldu iyice düşündüm planladım herşey yerli yerine oturdu.O acılı lahmacunları yapan ustaya da bir güzel giydirdim.Herşey karşılıklı ne de olsa.Şimdi konuya tekrar dönelim.
Çok hafif fikirlerim vardı hayata dair.Hiç plan yapmamıştım.Öyle nedensiz boşta takılan semtin işlek caddesinin varoşvari delikanlılığın korsan kitabını yazmış çocukları gibi takılırdım.Genellikle hava olsun diye kalbim yorgun ve olgun derdim.Ama hiç bilemezdim gerçekten öyle olduğunu.İleri ki yaşlarda pek sorun etmiyor ama bu yaşta çok büyük sorun.Koşarken 2 kez düşünüyorsunuz.Hatta biraz aptal olanların 3-5 kez düşündükleri de oluyormuş.Ama zekama bok kondurmam ben 2 kez düşünüyorum.Bedenim çok şerefsiz.Doktor dedi bedenin seni kandırmasın genç duruyor ama yaşlı biri gibi hareket etmelisin.Sen 25 yaşında değil 55 yaşındasın.Bir bakıma sevindim.55 yaşındayım ama şu cilde bak.Saçlarım bile duruyor içinde beyaz bulan ibnedir.Gözaltı biraz mor ama çöküntü yok...
Arada durduk yere birden hızla atıyor tık tık tık tık.Durduk yere heyecanlanıyorum sanıyorum.Ama öyle değil işte.Sıkıştırıyor beni ben buradayım diyor.Okuldaki arsız,yaramaz artist çocukların ufak sünepe çocukları bi kenarda sıkıştırması gibi öyle 2 tokatlıyor sonra yolluyor.Eskiden hiç farkında olmadığım şeyleri şimdi apaçık görebiliyorum.Aslında değer veriyorum artık hayata.x'e y'ye değer verdiğim gibi değil.Ne yapiyorsam son kez yapiyor olabilirim düşüncesiyle yaptığın herşeyin hakkını veriyorum.Birine sarılırken ağız kokusunu,kalp atışını hepsini hissedebiliyorum.Saatlerce uyurdum.Şimdi gerektiği kadar uyuyorum.Yine de çok uyuduğumu düşünüyorum.Burda bile kalite farkı var.Belki 50 sene daha yaşasaydım bu yaptıklarımın çoğunu yapamayacaktım.Ama farkındayım olayın.Son kartlarım elimde bakalım ne zaman rest çekicem hayata.Pokerde de çok kötüyümdür zaten bir de bu ibne hayat elinde flush royal beni bekliyor.Bütün paramı bastığım anda çökecek bana.Neyim varsa alacak.
Herşeye bir teselli bulurdum ya bu yüzden aldırış etmezdim hayata.Bu kalemler düzenli dursa ne olur durmasa ne olur kalem yazmak için değil midir derdim.İşte şimdi öyle diyemiyorum.Yine bir şey anladım.O kalemleri toplarken düşünüyor insan.Elbiseleri toplarken,katlarken düşünüyor insan.Yine düşünüyorum annem bir filozof olamalı diye ama o akşama ne yemek yapicam diye düşünüyor.Bu yüzden dünyanın en iyi aşçısı.Ben düşünüyorum sadece.Bunca yıldır kendimle başbaşa bir o kalemleri toplarken,kitapları dizerken kaldığımın farkına vardım.Bunca yıldır yeni farkettim beni.Yavşağa felan benziyor ama özeleştiri işte sonuçta.Şikayetten başka birşey demiyor bana.Bunca sene bir bok yapmamışım sanki onu yapalim bunu yapalım.Biraz yavaş ol olm bende kalp var...
Çok hafif fikirlerim vardı hayata dair.Hiç plan yapmamıştım.Öyle nedensiz boşta takılan semtin işlek caddesinin varoşvari delikanlılığın korsan kitabını yazmış çocukları gibi takılırdım.Genellikle hava olsun diye kalbim yorgun ve olgun derdim.Ama hiç bilemezdim gerçekten öyle olduğunu.İleri ki yaşlarda pek sorun etmiyor ama bu yaşta çok büyük sorun.Koşarken 2 kez düşünüyorsunuz.Hatta biraz aptal olanların 3-5 kez düşündükleri de oluyormuş.Ama zekama bok kondurmam ben 2 kez düşünüyorum.Bedenim çok şerefsiz.Doktor dedi bedenin seni kandırmasın genç duruyor ama yaşlı biri gibi hareket etmelisin.Sen 25 yaşında değil 55 yaşındasın.Bir bakıma sevindim.55 yaşındayım ama şu cilde bak.Saçlarım bile duruyor içinde beyaz bulan ibnedir.Gözaltı biraz mor ama çöküntü yok...
Arada durduk yere birden hızla atıyor tık tık tık tık.Durduk yere heyecanlanıyorum sanıyorum.Ama öyle değil işte.Sıkıştırıyor beni ben buradayım diyor.Okuldaki arsız,yaramaz artist çocukların ufak sünepe çocukları bi kenarda sıkıştırması gibi öyle 2 tokatlıyor sonra yolluyor.Eskiden hiç farkında olmadığım şeyleri şimdi apaçık görebiliyorum.Aslında değer veriyorum artık hayata.x'e y'ye değer verdiğim gibi değil.Ne yapiyorsam son kez yapiyor olabilirim düşüncesiyle yaptığın herşeyin hakkını veriyorum.Birine sarılırken ağız kokusunu,kalp atışını hepsini hissedebiliyorum.Saatlerce uyurdum.Şimdi gerektiği kadar uyuyorum.Yine de çok uyuduğumu düşünüyorum.Burda bile kalite farkı var.Belki 50 sene daha yaşasaydım bu yaptıklarımın çoğunu yapamayacaktım.Ama farkındayım olayın.Son kartlarım elimde bakalım ne zaman rest çekicem hayata.Pokerde de çok kötüyümdür zaten bir de bu ibne hayat elinde flush royal beni bekliyor.Bütün paramı bastığım anda çökecek bana.Neyim varsa alacak.
Herşeye bir teselli bulurdum ya bu yüzden aldırış etmezdim hayata.Bu kalemler düzenli dursa ne olur durmasa ne olur kalem yazmak için değil midir derdim.İşte şimdi öyle diyemiyorum.Yine bir şey anladım.O kalemleri toplarken düşünüyor insan.Elbiseleri toplarken,katlarken düşünüyor insan.Yine düşünüyorum annem bir filozof olamalı diye ama o akşama ne yemek yapicam diye düşünüyor.Bu yüzden dünyanın en iyi aşçısı.Ben düşünüyorum sadece.Bunca yıldır kendimle başbaşa bir o kalemleri toplarken,kitapları dizerken kaldığımın farkına vardım.Bunca yıldır yeni farkettim beni.Yavşağa felan benziyor ama özeleştiri işte sonuçta.Şikayetten başka birşey demiyor bana.Bunca sene bir bok yapmamışım sanki onu yapalim bunu yapalım.Biraz yavaş ol olm bende kalp var...
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Kendini Bulan insan...
Msn'deki adına . koyarak kendine gizem katmış ve benim kim olduğunu merak etmeme yol açmış kişi.Aslında bu nokta virgül vs. kısaltmaları bilerek koyuyorlar meraktan bakıyoruz ve konuşmak için fırsatları olmuş oluyor.Bende mi oluyor yoksa bu.Aynı nickiyle 1 yıl giren kişi ile aram çok iyi olsa da hiç tıklamam üzerine oysa nokta virgül veya gizemli yazılar yazanlara ? Onlara hep ilgim olmuştur :)Ama bu sefer ki farklı birşeydi.Kendimibuldum88 nasıl bir adrestir arkadaş.Nasıl bir haldeyken aldın bu adresi.Gerçi benbenimsensenmisin diye adres alan çok yakın arkadaşlarım var ama biz bu kültür seviyesinin altında olduğumuzu kabul etmiş kişileriz.Eleştir,eleştir,gözlük takana apaçi de şapka takana hulla ötekisine bulla.Bu bizim suçumuz değildir tabi.Hınçal'ın suçu :) Her boku eleştiriyor adam bizim neyimiz eksik ondan.Neyse konuya tekrar dönersek aslında tek sorun adresi değildi bu arkadaşın.Olağanın bile üstünde olan italyan atasözleri sözlüğüne göre perfecto hafızam çekip buldu bunu.İnternette sadece 2 günlük seanslar halinde okey oynarım.Ayda yılda bir iki kez böyle gelir gider.Aslında başka oyunlara da öyle dalarım 2 günde eski tempoma döner ve bırakırım.Bu da öyle bir günde denk gelmişti.İyi hatırladım.Bu arada sürekli kendimden bahsederek kendimi ön plana itme yavşaklığında bulunmuyorum lütfen.Bu çocuk işte kendinibulan çocuk.Bir kızla orti olmuşlar bende öyle saf saf oynuyorum.Sürekli değişiyor ortağım malum erkek olduğumuz için pek yeşertemiyoruz dalları.Bunlarda abicik bicidik muhabbetler felan bende ortak olmuştum.Bu genç eleman kızın msnini direk isteyemediği için benimkini de istemişti.Bende kız da beni ekler diye bir ümit yazmışım sanırım :)Hahaha eklemedi sanırım hatırladıklarım bu kadar aradan 2 yıl geçti tabi.O çocuğu daha önce ne zaman görsem o ne biçim adres lan diye içimden geçiyordu.Bu blog sayesinde ona da kaydık sonuç itibariyle: :)Şimdi bu çocuğa birşey demek bize görev değil.Ozan reyiz Güven dururken.O sorar ona hesabını ne biçim aptal aptal adres alıyorsun sen diye :=)Dikkatli ol koçum.
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Blogumdaki Yabancı
Bugün itibariyle blogumuzu halka açtık.İlk ziyaretçimiz de bizden nasibini alacak tabi.Kendini kaf dağının ardında görmeler tabirini kendisi için değiştiricez ve kaf dağı olarak gören kişi diyeceğiz.Bu şahane blogu hemen tek solukta okumak yerine gecenin bu saatinde meyve yemeyi tercih edecek kadar sakil birisi.Bela okumaktan canımız çıktı tabi sana da biraz nispet yapardık ama.Bu saatte üst katta patırtı yapabilen komşulara sahip olduğumuzdan senin payını onlara verdik.Geçen bunların çocuklarını sıkıştırdım zaten.Lan olm gece yarısı ne yapıyorsun lan o kadar ses çıkıyor dedim.Abi valla yataktan düşüyorum dedi.İlk başta inanmayacaktım ama alnındaki geometri beni ikna etmekte geç kalmadı.Haaa iyi mi lan kafadan felan sorunun yok dimi dedim.Hemen çocuğa acımış ayağına yattım ama birden kontra atak yapacaktım haberi yoktu ergenin.İyi abi çok yüksek değil yatak iyi ki dedi.Olm bak bu yataktan düşmeler kafanı vurmalar felan aptallaştır insanı zaten biraz aptallaşmışsın sen iyice dedim.hadi şimdi git dışarda topunu oyna...Bu kelime beni yıllar öncesine götürdü.Sahi ya eskiden o sokakta biz top oynardık.Santiago barnabeu gibiydi.O elektrik direğinin yamukluğunu hep üzerime alırdım.Tam doksandan yamulmuştu kerata sağ içle ne koyardım plaseleri.Direk ağlardı şerefsizim.Hatta elektrikler kesildi mi camdan bakardım.Sanki sinyal gönderiyordu direk gel tak çatal topu diye.Ama nerde o yol da hertarafta park edilmiş arabalar ve vızır vızır işleyen bir cadde.Geçenlerde sokak lambası patladı.Etrafa kıvılcımlar saçıyordu.Bu sefer de camdan çıkıp dedim.Mekanın cennet olsun dostum.Bana baktılar tabi.Bi sokak lambası patlıyor ve sanki havai fişek gösterisiymiş gibi bunu izleyenler pencerelerdeki mahalle sakinleri..Ve biri çıkıyor mekanın cennet olsun diyor.Herkes bana baktığı anda bir an düşündüm bu pezolar niye bana bakıyorlar acaba diye.Düşünün o kadar duygusaldım yani.Ama ne anlar o şerefsizler.Akşam beş dk erken işten gelince ibnelik olsun diye başka adamın park yerine arabasını park eden üç beş çapulcu işte.Ha bu ara da üç beş çapulcu derken.Ben onlardan değilim.Bi yerde bi olay olur bunun kurumumuzla,şehrimizle,takımımızla bir alakası yoktur.Bu olayları yapanlar üç beş çapulcudur diyerek olayların hepsinden sıyrılan dalkavuk yöneticivari biri değilim.Ne boksa üç beş çapulcu yaptı der bu ibneler.Ne üç beş çapulcuymuş arkadaş her boku onlar yapıyor...Konu yine dağildi.Giriş,gelişme sonuç diye buna derim ben.Bütün Türkçe,Edebiyat hocalarıma sevgilerimle...
5 Mayıs 2011 Perşembe
Bu Türkiye'de olsa...
Eskiden bir olay olsa,bu olayın üzerine yapılan yorumlarda Abi bu Türkiye'de olsa var ya. gibi yorum yapan bir çok arkadaşımız olurdu.Bir sürü uçuk,kaçık fikirler ortaya atılırdı.Bu bir moda(trend)(vallahi bakıcam Türkçe bir kelime bulucam buna uygun :) haline gelmişti.Ama artık yeni trend bu Türkiye'de olsa var ya gibi yorum yapanlarda tiksinenler.Gerçekten çok iyi organize olduklarını Japonya'daki deprem ve tsunamiden hemen sonra gördüm.Daha yorumlar gelmeden atağa geçtiler ve kusmuklarını fırlatmaya başladılar.Bir taraf fantazi peşinde bir taraf da kendini farklı gösterme çabasında ne diyelim emolardan iyidirler.Ama abi bu Türkiye'de olsa bizdensiniz.Bende düşünüyorum bu Türkiye'de olsa diye.İyi şeyler içinde düşünüyorum.Sadece kötümser yaklaşanlar ayıp etmişler.Ama farklı olma çabasında olanlar ne bok yani.Bu ülkenin %20'sinin kahvehane kültüründen gelme olduğunu unutmasın kimse.Ülkeyi analiz edersek kendi bokunda nefes alamaz aydın,okumuş ve çağdaş kişiler..Gerçeğe yakın olmak lazım.Önce okut,bilgilendir,cahilliği yok et.Ondan sonra birşeyler bekle insanlardan.Eşekten zıplamasını beklemeyeceksin.Kanguru yetiştireceksin.Konu buraya nerden geldi.Allah belasını versin.
Minibüsteki Kız
Geçen gün diyerek tam olarak tarih vermeden başlayayım istedim.Sarıyer-Beşiktaş minibüsünün Sarıyer ayağından bindim.Çok boktan bir gündü.Ne biçim yağmur yağıyordu.Böyle ordan oraya giriyorsun kafandan sular akıyor.Selpakla kel kafanı siliyorsun felan..Anlaşılmıştır heralde.Minibüs'e bindim ve zaten çok da uzak olmayan bir mesafe de ineceğimden ve de ıslak olmamdan dolayı ayakta gitmeyi tercih ettim.İstanbul olunca minibüsler pek dolu oluyor haliyle de yağmur var binen binene.Tam Sarıyer'den çıkarken 30-40 lı yaşlarda mahallemiz ablalarından muhtemelen 3 çocuklu bir bayan tıkabasa minibüse bindi.Hemen öntarafında bulunan liseli kıza omuzdan tek kollu çantasının arkasında olması dolayısıyla çantanı biraz çekermisin dedi.Ufak kız zaten burnu büyüktü.Nereye çekeyim arkadaşım var dedi.Yazarken normal gözüküyor tabi ama ses tonu gayet rahatsız ediciydi.Ulan ne boka sinirlendin sen o yaşında artistlik yapiyorsun anan yaşındaki kadına diyesim geldi içimden ama bu blog niye var :)O kıza hiç birşey demiyorum tabi.Minibüs şöförünün gözündeki dolarlar ve daha çok daha çok yolcu felsefesinin doğurduğu bir sonuç bu.Fakat tamamen gözlemlediğim bu yaştaki kızlardaki havalar,afralar tafralar.Bi yukardan görmeler insanları falan.Bu noktada çocuğuna kızmayan hatta dövmeyen,edep,haya,saygı öğretmeyen ebeveynlerin suçu.Dövmek dediysek ağiz burun dalmak anlamında değil.Böyle 2 tane yapiştiricak tercihen yanağa.Daha sonra inecek var diyip 5 metre sonra minibüsün durmasına rağmen inecek var duymuyormusun yaow.100 metre gittin yağmur yağıyor her taraf çamur zaten diyen teyze helal olsun.Minibüs 2. vitesi görmedi zaten öküz arabası modunda takılıyordu.100 metreyi 5 dk da zor alırdı zaten.Ama sen minibüsten inene kadar nasıl saydı öyle.Hemde yürüyorken..Ayrıca tamamen asfalt olan bir yerde çamuru nasıl keşfettin.Minibüsçü şamar oğlanına döndü aq.Laf geçirmeler felan.Belki de o da yolcular alarak sürekli ooo kıç kıça geçirttim bunları sıkışsınlar ben parama bakarım aga.Onlar laf geçirtsinler diyordur içinden..Ne diyelim Londravariydi İstanbul son birkaç gün.Yağmur anlamında :))
Neden?
Bu blogu neden açtım.İlk olarak aklıma gelen saçma fikirleri büyütüp büyütüp absürdleştirmek ve onların gerçek olmadığına kendimi inandırmak,yazılarımda çok çok kullanacağım kişi ve nezdinde diğer amaçsızlara bol bol hakaret edebilmek,herşeyden önemlisi kendini bir bok sanıpta allayıp pullayıp,üzerine parfüm sıkarak,mücevher kutularına koyarak piyasaya sunanlara hadlerini bildirmek için.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
