Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Kaygan eller,ıslak yüzük,şişmiş parmak..

3 dk önce çıksaydım evden hayatım değişirmiydi acaba.Tam 3 dakika.O otobüsü kaçirmasaydım değişecek miydi yoksa tekrar bir hata yapip en başa dönecek miydim.Kapıyı kapatıp kapatmadığımdan emin olamadığım için geri dönmeseydim değişebilirmiydi herşey ? Geri döndüm bari kapı açık olmaydı,bu avutabilirmiydi beni ?Ama 3 dakika.Şöför sigarasını biraz erken atmasaydı olabilirmiydi ? Hergün aptal aptal trafiği tıkayan araçlar 3 dakika idare edemez miydi beni ?O 3 dakikayı hayatımın her safhasından vermeye razı olurmuydum ? O 3 dakikadan daha önemlileri olacak mı ?Otobüsü kaçirdim diyelim.Bazen ipliğin iyice incelmesi bazı safhalarda hata yapmamızın bedelini daha da arttırıyor olabilir ama kaç kere kaçırdık bunları.Kaç kere bir sonraki trenle gittik bir önceki trende gitmişti ki oysa umutlarımız.Hayat ne kadardır aldatıyordu bizi bir oyalamacanın içinde dönderiyordu.Aslında hiç farkında değildik.Fırsatlar sürekli gidiyordu biz sürekli karavana.Alişiyorduk zamanla.Bazıları gibi çok şanslı değildik.Sürekli kazanmaya,sürekli ama sürekli...Ellerimizde çaresizlik ne kadar dolaştık o vapurlarda.İçtiğimiz sigaramız tesellimizdi belki yalnızlığa.Ama yalnızlıktan daha da kötüsü var.Katlanmak zorunda olacağin bir kişinin olması.Sonradan ona da alıştırıyormuş hayat.Gözüne batmıyormuş hiç ilk baştaki gibi.Mükemmel değiliz ama hep kafamızda mükemmeli istemek var.Belki de bu yüzden bütün sorunların hepsi.Hepsi bu herşeyi isteyen aciz bedenimizde(.Dışarıda alo alo diye bağiran gerizekali öküze pencereden çıkıp 3.kattan giydiricem kusura bakmasın 02.20 saat.Çok uzaktalardı ama olsun sesli sövebildim bu sayede.)Hiç bir kişi çıkıpta mükemmeli istiyorsun ama sen ne kadar hakediyorsun demeyecek mi ?(Bu sefer de ambulans ve siren sesleri var.Saat 02.20).Geri dönelim konuya.Neden böyle.Neden mükemmeli arıyorum ben.Neden kendimi avutacakmışım gibi hissediyorum ilerde.Psikolojim mi bozuk ki olabilir aile olarak meyilli olduğumuz doktor tasdikli.Bir çıkış yolu olmalı.Yoksa bütün çıkışlar kendini avutmaktan ibaret mi ?Yoksa avutulmaya da alışacakmıyız ?Şimdi tekrar düşündüm.Aslında o 3 dakika,çok daha öncelerden kaçmış.Bu yaşımda bir arabam olmalıydı.Tekrar düşündüm.İzinde araba kullanmam yasak.Ama kim takardı...

Zeka katsayısının dibe vurumu...

Yemini ettikten sonra artık tamamen asker olmuş biri olarak,bayram iznine geldim.9 gün yedik askerlikten bu da iyidir.Askerde öğrendiklerimden birazını aktaracağim ama öncelikle yardırmak deyiminin zuhu bulmasına canlı şahitlik etmiş bulunuyorum.Kamuflajın alt kısmı yani tam apiş arasına denk gelen kısım yarılıyor.Burdan yola çıkarak askere sorduğunuzda ne yapiyorsun sorusuna direk yardırıyorum diyor.Şınav pozisyonu almak,şınav çekmek,komando dansı,yat,kalk,çök,esas duruş derken cidden pantolonun o kısmının sağlam kalması çok zor.Çok şükür ki benim ki yarılmadı.Botlar gerçekten yazın ortasında iş değil.35-40 derece sıcakta esas duruşta bekliyorsun malum siyah olunca botlar bir yandan sırtından akan ter botlarına doluşuyor.Bunu hissedebiliyorsun.Daha sonra sıcaktan botların içi yanıyor ter ile çorap bot haşlanmak mükemmel bir hissiyat.Askerdeki bombalardan biri de ağacın birinin kabuğunun soyulmuş olmasının sorulması üzerine şimdi burası askeriye malum askerler çıplak birşeyler görmek istiyorlar cevabı aklımda.Ayağima büyük verilen botların 2-3 gün sonra tam oturması üzerine sarıyerli devre kaybı ere selamları çakıyorum.Her sabah 6 da kalkmaktan daha sonra kahvaltı iştima,eğitim,öğlen yemeği iştima,eğitim akşam yemeği gerçekten insan disiplin oluyor ki izinde de erken yatıp erken kalkıyorum.Ama benim için en önemli nokta hastanedeki kaçış günlerimdir :)Doktorun tezkere almasıyla bayramdan sonraya kaldım.Bakalım bayramdan sonra da doktor atanmış olur mu ?Şans işte.Eğitimden kaçma tarafı iyi ama.Hiç provasız ve çoğu eğitime girmeden yemin törenine çıktım.Ama bir hatam olmadı.Asker arkadaşlarım,buddy im,bozdurulamayan 20 tl.Telefon kartı,mektup adresi.holterimin çıkması ve revirdeki doktor tarafından takılamaması.denize karşı gazinomuz ve ah çekilerek bütün çirkin kızlara,bütün kötü maçlara,sıcak da olsa biraya,tadı kötü de olsa lark içmeye,aptal da olsa,acayip de olsa,kötü de olsa görüşmek istemediğin arkadaşlarına,nette boş boş dolanıp herşeyden şikayetçi olmaya,canının sıkılmasına,yapacak hiçbirşeyim yok diyebilmeye,otobüsle sarıyer'den gaziosmanpaşa'ya gitmeye,hastanelerde bankalarda sıra beklemeye hepsine bir özür borcumuz var.En kötü börekçi,en kötü tatlıcı,kedi etinden dönerci,ve ve ne idüğü belirsiz bütün aptal tv programları sizden af diliyorum.Zira değeriniz yokken baş ağrisi yapiyor.Biraz da iyi şeylere geçelim.Giderek kilo veriyorum.yemekler iyi düzenli bir de sabah kahvaltısında çıkan akbel süt ve şimşek krim kraker olmasa(hangi insan sabah kahvaltısında tuzlu püskevit yer ) Sabahtan giyilen atletin öğlene kadar sırılsıklam olması,öğle arasında kurup akşama tekrar sırılsıklam olması üzerine yapilan sıcak banyo :) Banyo da şarkı söylemek.Don atlet dışarda sigara içmek,ne olursa olsun kim olursa olsun arkadaşlarına absürd abuk subuk şakalar yapabilmek :) Unuttum birde pepsi olayı vardı ki insanı kola dan soğutan cinsten.Favorilerim kulağiminda üstünde,yüzüm daima traşlı,boynumda bir v işareti var güneşten dolayı,kollarım amele yanığı :) ve daha 11 ay var :)Ertelendi bütün gülüşlerim,gökyüzünden umut çalan küçük mavi gemi,yolcuyum gün batımına,esen rüzgarlar şahidim,martılar simit istiyor,mızıkam hep aynı türküyü söylüyor.Baliciğim...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Yok Öyle Yağma

  Başlıktan anlaşilabilineceği gibi Londra olaylarından bahsetmicem.Yıllardır yaşadık büyüdük bu güzel memleketimizde Polonyalılar gibi abi Polonya'da yaşiyorum bundan kötü daha ne olabilir ki demedik hiçbir zaman burası Türkiye dedik ardından tebessüm ettik.Çok da çalkantılı bir dönemde askere gitmek için artık son günlerimi yaşiyorum.Hatta son günüm yarın :)Arap baharı derken Londrariots oluyorken,Somali'de yıllarca oluşturulan kapitalist sömürünün meyveleri yeni yeni toplanıyorken,futbolda şikeden dolayı maç izleyemeden,4 Türk Madrid'de ben ise askerde olacağim.Kaderin bir cilvesi mi desem ayrıca 12 ay yedek subay olarak görevimi yapacağim.Şimdiden içim içime sığmıyor desem yalan :) Askerlik kötüdür,asker anıları güzeldir desem o da yalan.Kimse asker anıları dinlemek istemiyor.Ama çözüm olarak benim poşet devrelerim,bir önceki devrem ve alt devrelerimle aynı anda askerlik yapacağim için karşılıklı olarak birbirimizi dinleyeceğimize inanıyorum.Askerlik dönüşü 1 sene sürecek o zaman kadar girebilirmiyim bilmiyorum ama dönüşte asker anılarımı da buraya yazmayı düşündüğümü belirterek az buçuk insanların benden nefret etmesini sağlayabilirim.Ben yokken iroşka kafasına göre takılsın burda.Amsterdam'dan kartpostallar atamam ama izmir den atabilirim :)Herkes rahat olsun.Birbirine kimse karışmasın.Bomba,mayın felan bunlardan uzak durun sanırım onları imha etmek bana düşecek.Küçüklerimin gözlerinden büyüklerimin ellerinden,Neyse ayrılıklar bana göre değil.Zaten mesafeli ilişkilerde çok kötüyümdür.Her ne olursa olsun hayat yaşamaya değer :)Esenliklerle...

2 Ağustos 2011 Salı

Ne olmuş

Merhaba;

Bugun saç maşasının saçları kıvırmaya yararken, aslında onunla saçlarımı düzleştirebiliyor da olduğumu keşfetmemin 6. ayı. Bu ilerleyen günlerimi bir mucit gibi hissederek geçirmeme yardımcı oldu.

İlkokula ilk başladığım günlerden bugune değin sürekli aklımı kurcalayan 1 çay kaşığına 100 küsür pirinç tanesinin sığması denklemine yıllardır inanmıyordum. Doğrusunu isterseniz sadece inanmıyordum. Gerekmedikçe hareket etmemeye dayanan hayat felsefem bugun beni yendi. Yaklaşık 3 saattir içinde debelendiğim küçücük, fıstık yeşili nevresimli yatağımdan fırlayıp potansiyel enerjimi kinetik enerjiye dönüştürmeye karar verdim.

Annemin devasa bakliyat dolabının içinden bir torba kırık pirinç, bir torba da normal pirinç çıkardım. Yaklaşık beş dakika düşündükten sonra bu efsaneye artık inanmam gerektiğine kendimi inandırarak bir takım puştluklar düşündüm. küçük pirinçlerin çaykaşığının içinde daha fazla olacaklarına karar verip bir piçlik yaptım ve daldırdım kaşığı.

Yıllardır süregelen o efsaneyi yıktım çünkü bir çay kaşığının içinde yüz değil tam tamına 187 tane pirinç sığabiliyormuş. Bunu sayarken kemal sunalın altın sayarken ki hallerini yıllar sonra onu yâd etmek için yaşattım. 67'den sonra kaçta olduğumu unuttum ve tekrar saydım ama başardım. Neticede bulaşık deterjanının da el sabunu işlevi gördüğüne inanıyorum ve tatlı kaşığı çay karıştırmak için çok ideal.

Ben zaten ağızda patlayan şekerli meyveli yoğurtları yerken, ağzımın içinden havai fişek çıktığına da inanıyorum.

Ne yani böyle insanlar yok mu?