Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

19 Haziran 2015 Cuma

Kokun sinmiş üstüme

Sesin kulaklarıma kazınmış,
Kokun üzerime sinmiş,
Ellerimde sıcaklığın,
Gözlerimde gözlerin,
Dudaklarım hala sızlıyor.
Söyle nasıl yıkansın bu beden,
Bunca güzellik üzerindeyken.
Kirden Toz'dan mı korkayım ?

Anlamak

Geciken yumruk gibi bir bahar
aslında açmayan çiçekler değil
umutlar...
kaçamayış eskilerden,
Bekliyorum korkağım
bir sözünü bekliyorum
bir umuda bitirmek için
akıl almaz fırtınalar
durma es rüzgar
Benim işim bu
söyleyemedim.
Yine bekledim.
kusursuz bahaneler ürettim
Sadece kendim kandım
Seviyorum ama diyemiyorum.
Elim kolum dilim bağlı.
Yardım et bana sen söyle
ben seviyorken sen sessiz kalma..
yardım et bana
korkuyorum bitmesinden.

Hayatı hissetmek

Attığım her adımda ayak sesimi duyardım,
Zihnim kendime ve
Sorun diye adlandırdıklarıma yetmiyor diye düşünürdüm.
Gökkuşağı sadece yağmurun bittiğinin habercisiydi benim için.
Yağmur yağdığı zaman bir tek bana kokmuyordu o toprak kokusu,
Ve ben hep ıslanıyordum
Bir sabah papatyaların açtığı bahçelere kar yağdı sanmıştım.
Hep çamurdu toprak bana.
Hava hep kapalı.
Güneş hep sıcak,
Yüksek rakımlar soğuk,
Alçaklar basık,
Deniz hep rüzgarlı,
Şehir hep gürültülü,
Yollar hep bozuk,
Rüyalar hep kısa ve anlamsız,
Zaman hiç yetmiyordu,
Işıklar hep gözümü alıyordu,
Yemekleri hep kötüydü gittiğim yerlerin,
Ekmekleri hep dünden kalma,
Ben kaçırıyordum hep otobüsleri,
Metronun kapıları hep beni bekliyordu kapanmak için,
Eczaneye gitmek hep akşamları geliyordu aklıma ve nöbetçi eczane hep en uzakta,
Hep kötü oluyordu öylesine aldığım kitaplar,
Uzaktım hep aşka,
Uzaktım hep hayata,
Kapalıydı kapılarım ardına kadar,
Çocukları hep ağlarken görüyordum,
İnsanları hep üzülürken,
Hep cenazeler vardı gözümün önünde,
İnsanlar sustuğunda hep gece olurdu,
Kahkahalar hep birilerini sinir etmek için atılırdı.
Çayın yanındaki şekerleri hep ıslatırdı garsonlar,
Hep geç gelirdi benim siparişim,
Kapanırdı sevdiğim mekanlar,
Giderlerdi hep alıştığım insanlar..
Uzaktım kalabalıklara..
Uzaktım yakınlara..
Hep sonuna yetişirdim sevdiğim şarkıların,
Ya da cızırtısı başlardı radyonun,



Aslında bir tek sana uzaktım.
Şimdi tek tek seçebiliyorum kuşları ötüşünden..
Kapılarım açıldı tüm dünyaya,
Artık görüyorum masum kedileri,
Çocuk gülüşlerini,
El ele tutuşan çiftleri,
Göç eden yunusları,
Yeşillenen ağaçları,
Seninleyken kötü yoktu benim için.

Şiirler

İzin ver bırak göreyim düşlerini,
Düşlerime ekleyeyim her birini,
Korkularından bahset,
Yeneyim birer birer hepsini,
Saklı bir şey kalmasın aramızda,
Sen,ben yerine biz olalım.

Umut gözlerine baktığım da gördüğüm,
Şefkat omzuma yaslandığında hissettiğim,
Sevgi bana sarıldığında duyduğum,
Aşk elini tuttuğumda gezdiğim,
Güç yanımdayken birlikteliğim,
Burası seninle güzel.

Acemilik

Sitem ediyorsun biliyorum.
Ama alışkın değilim.
Acemisiyim mutluluğun
Yazamıyor ellerim.
Aklımın kanatları var.
Uçuyor sen yanımdayken,
Kendimle zorum var.
Utanıyor birlikteyken,
Bana ellerinden güzel ne var
Saklama bu kadar yakınken.
Kızma sakın,
Sadece aşığım.
Bu hiç dinmeyecek bir rüzgar.

Sınanmak

Öylece sızıp kalıyorsun ya ben burada bekliyorum. Sen gündüz uyurken ben yapacak bir şey bulamıyorum. Bilmiyorum nasıl olacak böyle sensiz günler nasıl geçecek. Alışmak ne kadar zor olacak kim bilir. Kokun teninde kalacak ayrılığın, gözlerin düşlerinde. Sesin uyandıracak beni gece yarıları, bir ağrı var, kalp ağrısı ilacı var mıdır ki ? Senin acılarına nasıl çare olacağım, senin düşlerine nasıl yardımcı olacağım. Endişeler beni boğuyor ve dalıyorum buğday tarlalarına.

Zorsunma

 Akdenizli arkadaşlar bu kelimeyi çok kullanırlar ilk defa onlardan duymuştum zaten. Hayatımda bu kadar zor duruma düştüğümü hatırlamıyorum. Sürekli dönüp dönüp burada ne işim var diyorum ? Hakikaten biri bana söylesin burada ne işim var ? Senden bu kadar uzakta, ve adeta kendi cehennemimi yaratmış durumda ne işim var ? Sürekli kaos,sürekli koşuşturmaca ve sürekli bilinmezlikler. Hiçbir düzen yok. Herkes kafasına göre çalışıyor ve patronların kendi aralarında sürekli bir bağrışması var ki bu herkesi olumsuz yönde etkiliyor. Damdan düşer gibi düştük yine şantiye ortamına ama daha hiçbir yerleşme olmadan iş başladı. Adam eksik,düzen eksik, personel bilinçsiz ve yine 10 kişilik yükler omuzlarımızda. Bunların hepsine alışkındım. Bunları hepsi daha öncede bir çok kez başıma geldi ve her zaman çıkış yolunu görüyordum istemediğim an orayı terk edebileceğimi biliyordum. Ama şimdi sorumluluklarım var kendi adıma. O çıkış yolunu göremiyorum. Bana umut,huzur veren o çıkış yolunu göremiyorum. Hepsini geçtim senden uzakta olmanın verdiği ağırlık omuzlarımı çürütüyor. Dayanabileceğim kadar dayanacağım ve ben hiç olmadığım kadar çabalayacağım. Değeceğini biliyorum.

14 Mayıs 2015 Perşembe

Kaldırımların bozuk taşları

Ortada bir yerde
Bozuk bir taş
Tüm ahengi bozuyor
Yanlış gözüküyor ama
Diğer taşlar bozuk belki de
Hatayı başkasında aramak gibi
Doğruydu belki de
Kabullenirken yanlışlığı.
Hiç bakmadık
Suçu başkalarına atarken
Hiç düşünmedik
Bu kadar haklı sanarken kendimizi
Hep kapattık gözlerimizi
İnanırken bu kadar
Yanmasın canın
Fırtına burada
Benimle
Kendimi de
Onu da uzak tutacağım senden.
Kibrinle savaş aptallıklar yaparken.
Bu da benim kaçış hikayem olsun.
Kaldırımda ki bozuk taşları sayarken.

28 Nisan 2015 Salı

Doğru Yanlışı

Bize doğruyu yanlışı öğret,
Zor olmasın,anlaşılır olsun.
Emeklerken sevgiye,
Koşmayı öğret çok düşmeden,
Kırılırken kalpler,konuşmayı öğret,
Üzmeden birbirimizi.
Yağarken yağmur,ıslanırken bedenler,
Korunmayı öğret,
Yağmurdan değil,hastalıktan..
Yan yanayken durmayı öğret,
Sarılırken,bakmayı öğret,
Öpüşürken durmayı..
Yazı yazarken umutları öğret,
Hayal ederken adaleti.
Sen en iyisi bize sevmeyi öğret.
Kaçarken herkesten utanmamayı..
Bana kaç yaşındasın deme.
Yaşımı öğret.
Yaşamayı öğretirken.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Vuramadığımız ihanetler

Vicdanımıza yenik düşüp
Vuramadık ihanetleri.
Bekledik susmasını
Bahar sancıları
Aşka açılan kapilar
Göç eden kuşların
Sıcak bedenleri
Git artık
Vuramam ihanetleri
Dayanamam sebepsiz gidişlere
Küsemem bakışlarına.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Bahar.

Sevgi sözcükleri çıkmasın ağzımızdan,
Kalbimizde yaşasın,
Saçılsın gülücükler dudaklarından,
İlk defa bu kadar mutlu ol,
İlk defa bahar bu kadar neşeli gelsin,
Bizi bekliyordu belki de.
Onca insanı oyaladık canısı,
Onca ağaç bizim yüzümüzden döktü çiçeklerini,
Üşüttük dünyayı
Kibrimizden,korkaklığımızdan,
Hala dalga geçiyor deme,
Bak bekliyor bahar..
Seni,
İkimizi...

5 Nisan 2015 Pazar

Nisan

Kararmış gökler bulutların sefası
Görmüyor gözler başkalarını
Akşamın kefaleti ödenmiş
Vuslatın bedeli
Bu keşmekeş senin.
Anlamadın hiç beni
Giderken bile söyleyemediklerim
Hatıra şimdi hepsi
Sustum gitmeni istedim
Gelme mutluyum
Hadi ıslansın topraklar
Yağsın şiddetli yağmurlar.
Sert essin rüzgar Nisan'da
Almadığımız montlarımıza küfür edelim
Alıpta giymediğimiz montlarımıza
Böyleydi işte
Nisan ayındaki montlarımız gibi
Aldığımıza pişman olurduk
Almadığımızda arardık.

27 Mart 2015 Cuma

Mart

Bu işaretlerin bir anlamı var..
Yastıktaki izinin..
Yatağa dökülen saçlarının..
Bu konuşmalar hep bize ait..
Bizi yansıtıyor eksik ya da fazla..
Samimilerdi sen gidene kadar.
Masadaki parfümün,kremlerin.
Hepsi yarım kaldı ikimiz kadar.
Yaşlılığın izi belki de
Bize gençlikten kalan.
Aşka yetmiyoruz..
Arkadaşlığa fazla..
En iyisi gitmekti senin payına.
Susmak ve beklemek kendi adıma.
Böyleydi bizimkisi,
Martta yağan kar gibi.
Yağacak kadar soğuk,
Tutunamayacak kadar güçsüz.
Umut edecek kadar derin,
Olmayacağını bilecek kadar kesin..

Martının öfkesi derindi. Simit atılmayan sabahlara, dalgalı denizlerden gözükmeyen balıklara, kirli denizlere, ses çıkaran vapurlara,taş atan çocuklara,sabah sabah çalan okul zillerine,trafikten çıkan korna seslerine,

Ama kalkmak zorundaydı. Uyuyacak yeri yoktu. Göç edecek vakti. Sabah sabah kalkmak zorundaydı martı, Sarıyer sahilinde uçmak zorundaydı.

Canısı


Kendinle konuşuyorsun sürekli,
Onunla bile tartışıyordun.
Geç kaldığını sandığın ,
Ama henüz başında olduğun,
Gençliğinle olan savaşını uzaktan izliyordum
Üzülmek için fırsat kolluyorsun,
Bir bakmışsın mimozaları yakıyorsun
Çabuk toparlıyordun güçlüydün
Ama bu yaraları hep biriktiriyordun
Hiç birini iyileştirmedin
iyileştirmek istemiyordun.
Hayatına tüm girenleri tutup
Sonra kalabalıktan şikayet ediyordun.
Bir şehir kurmuşsun kendine,
İçinde yalnızlığı arıyorsun.
Sevdiğini sanıyorsun yalnızlığı ama,
Kusuyorsun sevgiyi gözlerinden,
Anlatamıyorsun kendine belki de,
Bu akıp giden zaman,
Seni aldatmıyor,seni dinliyor aksine,
Kendini cezalandırmaktan hoşlanıyorsun ama,
Cezalandırdığın sevdiklerin
Bir gün farkına varman dileğiyle,
Nice senelere...

17 Mart 2015 Salı

Hoşcakal

Ellerim korkuyor,tenimde acısı var hasretin.
Gözlerim öbek öbek düşlerden arınmış
Yokluğun yakmış yüreğimi..
Ateş değil bu sönmüyor.
Yangın içimde günden güne büyüyor.
Sarılma ayrılığa, hoşcakal demeden,
Veda et bana buruk olsun.
Yıllarca hatırlayacağım bir an olsun.
Senden bana bir anı olsun.
Hoşcakal de bana.
Seni dinleyip hoş kalayım.
Sön sözünü tutayım ayrılıktan sonra.
Gitme demem biliyorsun.
Alıştırırım kendimi.
Hayata değilse bile sensizliğe,
Hoşçakal de bana.
Bir avuntu olsun,
Bir neden olsun,
Tüm yalnızlıklarıma..

Benim olduğum yerlere...

Topraktan tozdan bahset
Benim olduğum yerlere..
Alerjimden söz et,hastalanır de..
Bir gıcık boğazında.
Öksürür de..
Bir gıcık içinde..
Susar da büyütür de..
Kendi kendi yer.
Çare de bulamaz de.
Yavaş olsunlar,
Durulunca diner de..
Birşey söyle işte
Benim olduğum yerlere.
Kendinden olsun.
Senden olduğunu bileyim.

11 Mart 2015 Çarşamba

kış çiçekleri

Bir gün gidişin
dönüşün olur.
Önce kaçarsın sonra geri dönersin.
Hata değil bu
Anlamak
Mayıs gibi dipdiri..
aşka aç nöbet yemiş geceleri.
ayıplara direnmiş
yasaklarla yaşamış
sürgünlerde ölmüş.
senden hasret çekmiş.
yüzündeki gülücüğü özlemiş.
örgü saçlarına.
of yine mi diye yakarışlarına..
gıcık herif deyişlerinde yaşamış.
Sende gençliği anlamış.
Kendinde olmadığı.
Yangın var söyleyemediği.
duyulmuyor sesi.
erken çiçek açmış yalancı bahar.
biliyor solacak soğuktan o çiçekler.
Biliyor kış gelip solduracak o çiçekleri.
ama iki gün güneşe açıyor o çiçekler..
bile bile ölümü.
bile bile kuruyacağını.
Kim kaçabilir aşktan.
sonunu bilse bile.

Canısı

Üşüyorum canısı
Havadan değil,
içimden...
güm güm atan
kalbim değil
ruhum..
parmaklarım sızlıyor
kansızlıktan değil
sensizlikten...
karanlığa hayrolsun
bu aydınlık değil
boşluk
daha çok yokluğundan

10 Mart 2015 Salı

Gidenlerin gelenlere selamı

Sanki bütün adımlar düşünmeksizin atılmış,
Bir labirentin tıkandığı yerde,
Yalnızlık bir nota,
Hep aynı ezgi kulaklarımda.
Bahçeler düşlüyorum..
Uçsuz bucaksız okyanuslar...
Aslında her şeyin birbirine benzediği bir karmaşa düzeni.
Başkalarından ayırt edilememekten ziyade
Başkalarını birbirine benzetmek..
Ne kadar da amaçsız bir ütopya.
Kaybolmuş sihri hayatın..
Aynı acılar,aynı kahırlar..
Yine aynı yalnızlıklar..
Artık bunlardan gocunmuyorum.
Sadece sıkılıyorum.
Geleceksen bir teceddütle gel.
Öncekilerle müşabih olma.

Kimsin ?

Sonradan sadece başlık atılmış bir kayıtta gördüm.Kimsin diye bir başlik atılmış ve benim haberim yok.Yoksa bir işaret mi bu ? Kimsin cidden.İnsan kendini ne kadar tanımlayabilir.Örnek yazılara bakarak kopya çekecek çok kişi vardır.Çoğu cv örneklerinin yazılmasında olduğu gibi.Ama insan kendini ne kadar tanır ki ? Kaç kez düşünmüştür kendini tanımlamayı.Acaba belirli periyotlar halinde kendini tanımlasa insan ne kadar çok değişirdi ?Değiştiğinin farkına varabilirmiydi ? Ya da ne kadar çok sonradan bazı özelliklerinin farkına vardığını anlardı.Şartlara bağimli mı hareket ediyorduk yoksa.İnsan ne kadar değişirdi ki.Yüzündeki kırışıkların artması,saçlarının dökülmesi kadar mı düşünceleri de bu kadar mı değişirdi ?

Vol 2 diyerek 2.kısma başlıyorum.Evet insan ne kadar tanır kendini.Ben en önemli özellik olarak 1 tembelim.Öyle böyle değil.Ama bu tembelliği şöyle tanımlarım işim yoksa kendime iş aramam.Ama işim varsa strese girerim.Acaba nasıl daha iyi yaparım diye kovalarım.Ama sonradan bir an önce bitmesi lazım diyip baştan salarım.Hep aynı senaryo.Kafamda hep mükemmeli tasarlarım ama en basitini yaparım.Çünkü işimin olması beni gerer.Fazla gülen bir tip değilimdir.Espri yaparım ama gülmem fakat kendi kendime düşünürken çok gülerim.Öyle aptal gibi hissederim ki sonradan ne olduğunun farkına varamam hatta bu yazıyı yazarken az önce aklıma birşey geldi ve güldüm yine.Bir olaya tutuldum mu sonuna kadar devam ederim.Yani ara ara bir istikrarım olmaz.Kendime asla güvenmem.Nasıl biri olduğumu çok iyi biliyorum.Ama insanlara çok güvenirim.Birde bana baktıkları zaman insanlar gerçekten çok aptallar beni çantada keklik görürler genel olarak ama çok iyiyimdir.Taktik ve strateji dehasıyımdır.Bir işte çok iyiysem yaparım yoksa o işle ilgili beni asla göremezsiniz.İnsanlar beni överse hiç belli etmem dışardan ama bağırsaklarım beynime kadar fırlar içerde.Haaa kimim ben bu kadar işte.Çok kolaya kaçarım.



40 dakikalık kahramanlık

ilk edebiyat yazımı yazdığım lise sırası.Hatta en başı diyebilirim.Hazırlık sınıfının 2.dönemindeyiz.Herkes sıra arkadaşını tanıtan yazı yazsın demişti hoca.Ben de gece 11'de başladım yazmaya.Genelde hep geç saatlerde ödeve başlardım.Çoğu zaman yapmazdım orası ayrı ama bi beş dakika birşeyler yazayım dedim 6 aydır gördüğüm biriydi bugün hala görüşüyoruz gerçi 2 senedir görüşemedik ama görüşüyoruz yani zorunlu kamu hizmetindeydik ikimizde :) 5 dakika diye başlamıştım tam 3.5 saat sürmüştü ve 4 sayfa yazmıştım.Aslında yazının hiç farkında değildim sadece ben yazarken çok eğlenmiştim.Yazdıkça yazası geliyordu insanın :) Ertesi gün hoca girer girmez başlattı okutmaya.Yıllık vari samimiyetten uzak kitapvari cümlelerle süslenmiş canım arkadaşım çok güzelsin, dünyanın en iyi kalpli insanı vs.vs. Böyle değildi benimkisi tamamen ayrı bir olaydı o dersin sonunda anlayacaktım zaten onlardan farkımı. Sıra arkadaşım sordu sen yazdın mı diye evet diyince şok oldu :) ilk 1 sayfasını çok beğenince oku dedi hatta beni hocaya gösteren de kendisiydi. Çok ağır eleştrilerin olduğu ama o zamanda o yaşlarda hertürlü şakayı kaldıran ergenlerdik sonuç olarak. Hoca başka yazan yok mu dediğinde 30 dakika vardı dersin bitmesine .Sınıfın en dersle ilgilenen kızı bile yarım sayfa zor yazmıştı. Sıra arkadaşım beni gösterdiğinde hocam bu var dediğinde biraz utanmıştım .Sonra okumaya başladım. Her cümlemde kahkahalar kopuyordu. Hoca o sert suratlı şişman kadın bile avazı çıktığı kadar gülüyordu zaten ondan sadece ergenlere hitap etmediğini anladım yazının .Çok ilginç bir yazıydı ve o dersin bitiminde herkes etrafımda toplanmıştı.Belki aynı sınıfta olupta beni hiç farketmemiş insanlar hepsi benimle konuşmak istiyorlardı.İngilizce derslerinde de böyle uzun kompozisyonlar yazıyordum ama sadece hoca anladığından dolayı pek kimse farketmiyordu. Sıradan değillerdi hiç değilse ama bu yazma olayları daha çok komedi üzerine ve sadece çok iyi bildiğim şeyler üzerineydi o etkim 1 hafta sürdü aşırı popülerlik olarak.O günden sonra herkes bana sempatiyle bakıyordu.Hiç konuşmadığım insanlar bile bana karşı iyi şeyler düşünüyordu bunu biliyordum ve önemlisi sıra arkadaşım da meşhurdu :) Bir daha asla o kadar popüler olamayacağım belki . Zaten bana göre bir şey değil çok çabuk kalkar totom :) Ufak dağları ben yarattım triplerine girerim. Zaten sahip olduklarımı çok güzel allandırır pullandırırım . Bilmesemde biliyormuş gibi yaparım . Kimse ilk defa yaptığımı sanmaz bilmiyorum biraz değişik biriyim.

17 Şubat 2015 Salı

Hayatın tınısı,rüzgarla vücuda fısıldayan nağmeler

Şöyle bir dönüp bakınca hayatıma diye gireceğim ama dönmeyeceğim. Pek de önemli olmayan şeyler mevcut. Değerini yitiren anılar,hatırlanmayan hadiseler... Uzatmaya gerek yok. Önüme bakıyorum.Önüme bakmak istiyorum. İnsan kaç kez seviyor ya da kaç kez sevdiğini sanıyor. Zülme direnen ayakların baş kaldırısı. Senaryo mükemmel işleniş harika ama birşeyler eksik. Ayaklardan başrol olmaz.Başrol olacaksa kafalar olmalı. Derinlerden gelen dalgalar,kahrını çekiyor zamanın. Geç kaldım deyişleri, ne kadar sinsice yalanlar. Daha erken dediğimiz ve kendimizi avuttuğumuz saatler. Yaradılışa ters bu inat. Bu yakarış fizyolojik değil.Bedeni sapasağlam insanın ruhu darmadağın. Fikirleri ölmüş, düşleri bile vasatın altında. Sana cenneti vaad edemem sanırsın ama uykun geldiğindeki tokluk. Nefesiyatı dibine kadar algılayış. Hadi derin bir esneme ve taze umutlara yatış.Uçurtmayı vurdular. Sorgusuz sualsiz astılar uçurtmayı. Göklerin kartalı minik bir serçeye dalar gibi çakıldı yere. Hem de ayaklarından asmışlar onu. Tam da biz vazgeçmişken düşlerimizden tekrar çıkıyor karşımıza. Buradayım beni düşle diyor. Yalvarıyoruz hayata bu seferlik beni affet akşama tekrarlarım var.Önümüze çıkan fırsatları tepmiyoruz. Bize tepki olarak sunulan fırsatlar var. Ayarlaması kaçmış hayatın bu kadar zor olmamalı bir arkadaşa bakıp çıkacağız sonuçta ama daha o arkadaşı bulabilmiş bile değiliz. Belki de hiç bulamayağım. Belki benden önce başkası buldu ve o kader halkası koptu. Kaderin bir oyunu olsa gerek. Benimkisi körebe görmüyorum hiç bir belirti. Ama bu kadar zor olmamalı. Benim payıma da düşen birşeyler olmalı. Şimdi birilerini kurtarmam gerek. Kendimi kurtaramadığım bu paradigma dan birilerini kurtarmak gerek. Hani diyorlar ya sen delisin diye. Belki de deliliğe bile fazlayım.Esneyip duruyorum işte. Deli esnemesi ekran çatlacak cinsten bir acı. Hüznün ağlaması olmuyor. Gülmekten değerli kadrolu tipsiz. Seninle herşey güzel. Belki de değil güzeli unuttuk tarifini seninle yapiyoruz. Ne kadar güzel değil mi ? Seninle başladı herşey. Seninle bitmişken herşey yeni doğuyor insan. Güneş gibi tapılası bir adet.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Son zamanlara dair.

 Elimden birşey gelmiyor.Hep hayatı erteledim.Günlük kısa mutluluklarla avuttum kendimi.Şimdi fırsatım vardı ama elimde birşey yok.Hala kendi hayatımı kuramadım.Hala saçma sapan işler yüzünden ne yaptıgımı bilmiyorum

15.07.2013

Zamanla biraz toparladım durumumu.Bu yazıyı yazdığım günden epey bi toparladım. Hem de şaşılacak şekilde. Ama tek eksik kısım kaldı ki o da bu yazıyı yazma nedendi. Bazı şeylerin telafisi vardır ama bunun yoktu. Neyin ne zaman geleceğini bilmezsiniz ve hiç hazırlık yapmazsınız ya ben de öyle yakalanmıştım. Hazırlığı boşver herşeyden evvel gençtim. Hala gencim ama çocuktum belki de. Yaş olarak olmasa bile hayata bakış olarak kendimi ne kadar rahat gördüysem de aslında sadece düşüncelerini zincirlemiş elinde avucunda hiçbirşeyi olmayan bir acizin tekiydim. Öğreniyor insan. Ama önce kapılarını açmalı,duymalı hissetmeli varolanları. Zaman bırakıp akışına kapılmaktansa akışı yönetmeli. Artık hedeflerim var. Bu uğurda çalışmalarım var. Uğraşlarım var ama hep bir yerde eksiklik var.Öyle kalmaz diye umuyorum. Nasıl ki seni yaşlandıran zaman beni de iyileştiriyor ya. Yine yaşlanıyorsun diye üzülüyorum.Doğum gününü kutladığım gibi. Bir gün değil bir sene eksildi hayatından.

3 Ocak 2015 Cumartesi

Gunler sensiz

Gitmek istemek lazimmis bazen.İnsan ne kadar ugrasirsa ugrassin bazi seyler degismiyor.mucize uzakta. Gorulmuyor.Evet yalnizlik degil bu sensizlik.Daha da acı cezam böylesi.Sana kızmıyorum.Kime kızacağimi da bilmiyorum.Öyle.Sensiz günler

Tarih 3 ocak 2014

Geçen sene bu yazıyı yazdığımdan beri tam 1 sene geçmiş. Değişenler oldu elbette. Gittim. Daha mı iyi bir yerdeyim yoksa daha mı kötü burası bilmiyorum. Anlayamadım. Anlayacak zamanım olmadı. Ama burada sana ait bir iz yok. Kendi anılarımı oluşturuyorum. Ne kadar saçmalar bir bilsen. Çok pişman olduğum zamanlar oldu. Kendime gelemeden sigara yaktım durmadan,üst üste. Geçmiyor. İnat ettim mi yapmam lazımmış gibi sonrasını da ben çekiyorum. Bazen kaldıramıyor gibi oluyorum tüm bunları ama herşeyin elimde olduğu geliyor aklıma. Böyle de mutluyum anlaşılan. Ufak tefek kalp çarpıntıları.