Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
24 Aralık 2011 Cumartesi
Zamanın anatomisi
Zaman geçmiyor.Kendimizi ayrıntılarda eritmişiz .Neden? Çünkü sana bilmen gerekeni kimse sormaz .En yavşak ayrıntısını sorarlar sana. Ne diye peki.Yavşaklık olsun diye. Gerektiği kadar vermek lazım bunlara şerbeti. Sen düşünce hepsi çökecek üzerine. Sonra yalnızları oynacaksın Kaçacaksın insanlardan. Değecek mi ? Sonra anlayacaksın değmeyeceğini. Ama o süreçte sürüneceksin. Sonra emekleyip en sonunda ayağa kalkacaksın. Ne malmışım diyeceksin. Ama öğreneceksin o süreçte. Güçleneceksin. Ama çökme şimdi. Daha çok erken,toparlayamazsın .Onları bekle kendi kendine çökme. Ne farklıydı ki bu zamana kadar. Yorulmadın mı ? Yıpranmadın mı ? Utanmadın mı ? Sıkılmadın ? Ne farklı ? Geçmedi mi onlar ? Bu da geçmeyecek mi ? Neden bu kargaşa zihnindeki ? Neden diye sor kendi kendine ? Sen kötü zamanlarda ayakta kalmadın mı ? Neden vuruyorsun şimdi kafanı duvarlara ? Neden yumrukluyorsun duvarları ? Gelecekler üzerine ama korkma bir bok yapamayacaklar sana. Sen dik dur.Ezildiğini belli etme. Zamanın gelecek ve gideceksin .O zaman bak ardına. Ardına bak ki utansın yavşaklar. Kadere inat selam çak zahir aynalara. Asker selamı olsun. Eller birleşik kaş hizasında Unutma ki güneşin doğuşunu engelleyemezler ve bir gün doğacak gideceğin günün şafaği...
4 Aralık 2011 Pazar
Nöbetlerdeyim..
O kadar soğuk ki titreyere titreye seni hatırlıyorum.Kısıtlı süremde uyumak yerine seni düşünüyorum.Daha çok huzur buluyorum seni ararken anılarımda.Zaman geçmek bilmiyor ben daha çok mutlu oluyorum.Ertesi gün mesaiye rağmen 3-5 saat uyumak yerine seni tercih ediyorum.Uykuya çok düşkünümdür biliyorsun.Ama artık her ne şartta olursam olayım zaman geçmek zorunda bunu biliyorum.Güneş aynı saatte doğacak,aynı saatte batacak.Bu zor durumdan seni çıkartıyorum.Biraz geç kalmıştım belki de.Hatta bayaği geç kalmıştım.Zamanlamam hiçbir zaman iyi değildir zaten.Belki 1 sene belki de 6 ay önce tanımalıydım seni.Ama kader demek lazım.Mutluluk bu aslında hem senin için hemde benim için.Geçmek bilmeyen zamana meydan okuyorum.Tüm zorluklarda seni alıyorum yanıma.Daha kötüsü ne olabilir ki ikimizin durumdan fazla.İnan hiçbirşey koymuyor.Herşeye olurum var.Zorsa zor.Alıştırdın ya beni bütün zorluklara.Sensizlik yıkmadı ya beni bunlar acıtmıyor bile.Ama tesellim var.Sen mutlusun şimdilik.Hep de mutlu olman dileğiyle.Severek ayrılalım.Öyle oldu.İkimiz de severek ayrıldık.Ama birbirimizi değil.
10 Kasım 2011 Perşembe
Fiziksel ve psikolojik cezalar
Askerde ceza olayı çok mukaddir bir durum.Hertürlü mükemmel ol yine de ceza yiyorsun.Cezalardan ders almak diye bir durum yok 2 gün sonra yine gevşersin.Ama bu cezaları unutmamak gerekir.İlerde sana çok lazım oluyor.Sen de ceza verecek bir duruma geldiğin zaman çok işine yarayacak :)Şimdi cezalarında fiziksel ve psikolojik olarak 2 türü var.Fiziksel olanlardan başlayayim.Yat,kalk,çök,sürün,şınav çek,komando dansı gibi klasik olanları herkes tarafından bilinir.Ama güneşte ki (35 derece sıcaklık en az Ağustos izmir) 4 sıradaki askerlerin arasını iyice açiyorsun ve esas duruşta beklemelerini emrediyorsun.Güneş tepede ve direk siyah botuna vuruyor.Botun içi iyice yanıyor ki hareket edemediğinden dolayı pişiyor adeta ayakların.Haşlandığını hissedebiliyorsun.Çok süper bi ceza.Daha sonra biri yanlış yaptığı zaman diğer kişilere ceza vermek.Daha sonra buddy sistemi var.2 kişi çok yakın arkadaş olmak zorunda değil ama birbirinden haberli olmak zorunda.Biri eksik çıkıyor ya da o an komutan birini soruyor kimse nerde bilmiyor.Buddy si kim diye soruyor ve çocuk nerde diyor ona.Bilmiyorum dersen ceza alıyorsun ya da senin yüzünden buddy ne ceza veriyorlar ki buddy nin senin ağzina sıçmasını sağliyorlar hata yapmaman için götünden ayrılmıyor buddy in zorunlu olarak da olsa haberdar oluyor böylelikle senden.Daha sonra ki cezalardan birisi çok kepleriyle oynayan olursa takımda komutan kepleri çıkartırıyor madem rahat edemiyorsunuz.Evet kepler çıktığı zaman güneş beyninizdeki nörön mudur nedir artık hepsine tecavüz etmeye başliyor.Gelelim psikolojik cezalara ve hakaretlere.Komutan size birşey söyleyip duymadıysanız geliyor 2.sine kulağınızın içinde bağiriyor.Eğer sizden kıl kaptıysa ya da sizi tanıdıysa ki eğer bir hata yapmazsanız komutan 5 ay geçse de sizin adınızı bilmez :) konuşursan kepi kepinize değecek biçimde gelir suratınızın dibinde konuşur.Bazen azıcık tükürük damlalarını hissedersiniz :)Daha sonra iştima ya erken çağirmak ya da sizi bir yerde sap gibi bekletmek çok önemli bir durumdur.Ne yapacağindan habersiz,mal gibi,40 sap amaçsızda ayakta beklersin.Sürekli tedirgin,sürekli huzursuz vaziyette :)
Sistematik Yanılgılar...
Size mantıklı ve doğru gelen düşüncelerin günün birinde biri tarafından çürütülen bir teze dönüşmesi.Evet adamın biri gelir gözünüzü o kadar boyar ki eskiyi sorgulamak zorunda kalırsınız.Sorgulamak iyidir bazen ne kadar malmışım diye de düşünebiliyorsunuz ki hakikaten 3 gün gerizekalıyım diye dolaşabiliyorsunuz.Türkiye'de resmi işlemlerin 35 posta halinde 750 yerden onay alman gereken bir yer olduğunu düşünürsen buraya nerden geçtim ben de bilmiyorum ama sonuç olarak bazı doğruların yıkılması gerektiğini bile bile ona inanmak.Değişmen gerektiğini bilirsin ama değişemezsin işte öyle birşey.Bu ne demek oluyor ki şimdi çok saçma gelebilir.Bayram arifesi yazmak zorunda hissettim kendimi doğal olarak büyük duygu karmaşası içindeyim.Düşündüğüm ne kadar çok mantıksız işlem varsa çoğunu yaptığım biryerden geliyorum.Her sabah aynı saatte kalkan aynı saatte sıçan,aynı saatte yemek yiyen biri oldum ve de akşamları bildiğin uykum geliyor.Bu arada yarının bayram olduğunu bugün öğlen öğrendim.Ama 2 gün önceden bayram kutlayan ibneler de yok değil.Telefonuma bile bayram mesajı geldi yani aylardır kapalı olmasına rağmen.Ayrıca bugün 5 kasım yani yarın 6 kasım.Şimdi bugün küçük V nin heryerde piyasa edilmesi ve de yarın Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 6-0 yenmesinin kutlanması felan vs.vs. Ernesto Aziz,V olabilir aslında mantıklı olabilir.
Zamanlama Hataları....
Artık kolumuzda saatimizin olmasına bile gerek olmadan zamanı takip edebiliyoruz.Hemen hemen hepimizde cep telefonları var.Ama zamanlama hatası yapmamak için daha büyük bir yetenek gerekiyor.Hatta bunun programı da var primevera olması lazım adı.Kullanan arkadaşlarım mevcut bende birazcık biliyorum.Bu zamana kadar çok zamanlama hatası yaptım.Bazen bu patavatsızlık, bazen de geç kalma,bazen de ....Ama gencecik bir insanın bu zamansız ölümü zamanlama hatasından da öte.Yıllardır evde kaldığım nadir zamanlarda sokakta yürürken ara sıra karşılaştığım hal hatır sorduğum gayet efendi nazik kibar bir o kadar da düzgün arkadaşım askerde rahatsızlanması dolayısıyla hayatını kaybetmiş.Tam olarak nasıl olmuş,hastalık neymiş haberim yok ama sonuç olarak olan olmuş.Kendine göre nasıl bir hayatın vardı hiç bir fikrim yoktu ama bu zamansız gidişin hayata bakış açımı şu an itibariyle yargılamamı sağladı.22 yaşlarında gençliğinin baharında hayata gözlerini yuman bir kişinin ardından nasıl duygulanmaz ki bi insan.Hadi beni geçtim o kadar arkadaşı,o kadar akrabası,herşeyi geçtim ailesi nasıl toprağa verecekler seni.Biz gelip namazını kılıp helallik alıp 2 gün sonra aşacağiz seni.Peki ailen,yakın arkadaşların nasıl aşacaklar seni.Çok zamansız oldu.Bu gidişin ayrılık değil adete kaçış oldu.
Kız arkadaşa tanıştırılacak komik,düzgün arkadaş olmak.
Artık yaşlar ilerledikçe insanların ilişkileri de ciddileşmeye başlıyor.Bundan en çok yaralanan tabi ki benim gibi espritüel,düzgün,hoş sohbet,güvenilir arkadaşlar oluyor.Ben kendimi abartmış olabilirim ama bu işi düşen arkadaşların söyledikleri yanında piç kalır.Bu durumdan o kadar müzdaripim ki artık kız seçmeye başladım.Olm kız düzgünse evlenmeyi düşünüyorsan gelirim diyince tabi karşımdaki çocuk afallıyor ama bilmiyor ki 2 ay içindeki 5. kızla tanışmaya gittiğimi.Bu yavşakların hepsi anlaşmış sanırım kendi aralarında nasıl oluyorsa 10 senedir hiç bir kızla bir arkadaşlığı olup olmadığından bihaber olduğum arkadaşım çağiriyor ve kız arkadaşıyla geliyor.Evet sürekli övgü alıyorum.Ardından çok iyi espri yapar hadi yap bi espri demedikleri kalıyor ama arkadaş oyuncak gibi hissetmeye başladım kendimi.Kıskanıyormuyum diye düşündüm acaba uzun süredir ciddi bir ilişkiyi boşver normal bir konuşma metnim bile olmadı karşı cinse karşı.Tabi askerdeyim ama olsun.Gerek yok yani.Daha adımı söyler söylemez bütün özelliklerim abartıla abartıla anlatılmaya başlanıyor.Kendimden de şüphe etmeye başladım.Acaba o kadar iyi biri miyim ben lan diye.Daha sonra düşündüm bu çocuklar mı çok mal.Daha sonra daha derinlere inerek düşündüm.Kız arkadaşlarını etkilemek için seçilecek ilk arkadaşlardan biri olduğuma karar verdim.Yancım da yok değil.Ona da yazık bana da yazık ama.Yancımın kız arkadaşı var ve o da benimle onu tanıştırmıştı.Bana daha da yazık lan.Shift e basmaktan yapışkan tuşlar da aktif hale geldi bu çok düşünceli olduğumun göstergesi yani.Aklımda hiç kız arkadaş bulma gibi bir düşünce yoktu.Bekleme modundaydım fakat artık arama moduna çıkmaya karar verdim.Zaten çok zevkli biri değilimdir kız arkadaş seçme konusunda.Biraz gerizekaliyim kabul ediyorum.Nerde arıza ve uç karakterler varsa bulabilme yeteneğim var.Ama kendime de pek suç bulmuyorum.Eldeki olanaklar kapasitesinde yapacak bişi yok.Şimdi söyle de bir durum var.Bu zamana kadar belirli bir süre beraber olduğum kızlar birbirine beni anlatsalar korkarım ki çok farklı kişiler bulabilirler.Ama bu farklılık onların da çok farklı olmasından kaynaklanıyor.Yani ben önce kişiyi seçiyorum ve ona ayak uydurmaya çalişiyorum.İşte gerizekalılık noktası da burda başliyor.Kişiliğine uygun kişiyi niye seçmiyorsun.Önce eşeği sağlam kazığa bağlasana.Ama işte teori de böyle olabilir ama pratikte çok farklı oluyor.Adama sormazlar mı olm buldun da kişiliğine uygunu mu kaldı diye.Hakikaten öyle.Yine bir apaçi bulmasam da buraya mal mal ilişki sendromlarını yazmak zorunda kalmasam ki bu bütün süreç boyunca da asker olacağim.1 yıl boyunca harbiden çok çok ama çok öküzlüklerle dolu bir yaşamı icra edeceğim gibime geliyor.Umarım talih yüzümüze güler demekten başka yapacak pek birşeyim yok.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Kısa,kısa,kısa
Kısa kesmek zorundayım; zor durumdayım.İlk savunmamı verdim,haftabaşı ilk cezamı alacağim.Artık rahat rahat ne zaman ceza alacağim diye tırsmayacağim.Ceza almadan bu iş bitmez çünkü.Şimdi bu ceza beni daha da disiplinleştirmeyecek aksine daha da rahatlaştıracak.İbnenin biri düzeltemediği götünün hesabını size kesecek çünkü,üst alttakini altta daha altındakini devam edecek böyle.Ama moralim daha da düzeldi artık dalga geçecek kendimle ilgili bir mevzum var.Her çarşı izninde facesine çarşı iznimden selamlar yazan universite mevzunu arkadaşım var.Ayrıca 3M lakapli daha şuana kadar herhangi biri tarafından söyledikleri anlaşıldığına inanmadığım bir arkadaşım daha var.Ceza alıpta lan yavşağa bak hemen kitledi cezayı demeyip,abi bunu yapmamam lazımdı diyen denyo arkadaşlarım da var.Ayrıca her zaman uykum var,her zaman yorgunum.Klasik olacak ama,
11 Eylül 2011 Pazar
Çarşı izinleri
ilk tam çarşımda soluğu kahvaltı ardından kuaför ve ardından internet cafe de aldım.Zaman hızla akıp gidiyor.Askerlikten düşüyor ama iyi zamanlardan düşüyor.Hayatta aynen böyle geçmiyor mu ? İyiler çabuk ölür,kötüler fazla yaşar.İyi zamanın kıymeti bu yüzden bilinmiyor abi çabucak bitiyor tükeniyor.Her ne halt olursa olsun,insan en kötü yerlere,en kötü durumlara alışabiliyor.Tam olarak alışma sürecini atlatamamış olsam bile,yine ailemi aramıyorum,yine eski vurdumduymaz tavrım üzerimde,ama korkular yavaş yavaş bitiyor.Artık ceza yemekten tırsmıyorum.İlk cezamı aldım.En fazla ne olabilir ki zihniyeti üzerimde.Ama dışarıyı seyrettiğin her an içine huzur doluyor insanın.O tatli telaşları bile güzel gözüküyor.Trafikte saatlerce mahsur kalıp,radyo da müzik dinlemek dj'in aptal esprilerinden iğrenmek gerçekten güzel dimi.Ama askerliğinde güzel yanları var.Bir iki tane çocuk acayip güldürüyor sizi yaptıkları aptallıklarla,kurdukları cümlelerle..Ama vatan borcu diyip geçmeyin.Borcunu fazlasıyla alıyor.Kimse de bir kuruş bırakmıyor.Tabi gittiğiniz takdir de.Güneş yakmıyor insanı,fazla terletmiyor.2 saat ayakta kıpırdamadan durabiliyorsunuz ve günden güne kilo veriyorsunuz.Yemeklerin ortası yok.Bir iyi bir kötü.Ama inanın bazı günler taş olursa yiyebilirsiniz.En keyifli yönü,akşam şarkı söyleyerek banyo yapmak,koğuştan uykudan çalarak muhabbet etmek.Hertürlü insan var.Alışın alıştırın kendinizi.Her türlü insanın kötü yönlerinin yanında iyi yönlerinin olduğunu da öğreniyorsunuz.Ayrılma vakti,hoşçakalın.
29 Ağustos 2011 Pazartesi
Kaygan eller,ıslak yüzük,şişmiş parmak..
3 dk önce çıksaydım evden hayatım değişirmiydi acaba.Tam 3 dakika.O otobüsü kaçirmasaydım değişecek miydi yoksa tekrar bir hata yapip en başa dönecek miydim.Kapıyı kapatıp kapatmadığımdan emin olamadığım için geri dönmeseydim değişebilirmiydi herşey ? Geri döndüm bari kapı açık olmaydı,bu avutabilirmiydi beni ?Ama 3 dakika.Şöför sigarasını biraz erken atmasaydı olabilirmiydi ? Hergün aptal aptal trafiği tıkayan araçlar 3 dakika idare edemez miydi beni ?O 3 dakikayı hayatımın her safhasından vermeye razı olurmuydum ? O 3 dakikadan daha önemlileri olacak mı ?Otobüsü kaçirdim diyelim.Bazen ipliğin iyice incelmesi bazı safhalarda hata yapmamızın bedelini daha da arttırıyor olabilir ama kaç kere kaçırdık bunları.Kaç kere bir sonraki trenle gittik bir önceki trende gitmişti ki oysa umutlarımız.Hayat ne kadardır aldatıyordu bizi bir oyalamacanın içinde dönderiyordu.Aslında hiç farkında değildik.Fırsatlar sürekli gidiyordu biz sürekli karavana.Alişiyorduk zamanla.Bazıları gibi çok şanslı değildik.Sürekli kazanmaya,sürekli ama sürekli...Ellerimizde çaresizlik ne kadar dolaştık o vapurlarda.İçtiğimiz sigaramız tesellimizdi belki yalnızlığa.Ama yalnızlıktan daha da kötüsü var.Katlanmak zorunda olacağin bir kişinin olması.Sonradan ona da alıştırıyormuş hayat.Gözüne batmıyormuş hiç ilk baştaki gibi.Mükemmel değiliz ama hep kafamızda mükemmeli istemek var.Belki de bu yüzden bütün sorunların hepsi.Hepsi bu herşeyi isteyen aciz bedenimizde(.Dışarıda alo alo diye bağiran gerizekali öküze pencereden çıkıp 3.kattan giydiricem kusura bakmasın 02.20 saat.Çok uzaktalardı ama olsun sesli sövebildim bu sayede.)Hiç bir kişi çıkıpta mükemmeli istiyorsun ama sen ne kadar hakediyorsun demeyecek mi ?(Bu sefer de ambulans ve siren sesleri var.Saat 02.20).Geri dönelim konuya.Neden böyle.Neden mükemmeli arıyorum ben.Neden kendimi avutacakmışım gibi hissediyorum ilerde.Psikolojim mi bozuk ki olabilir aile olarak meyilli olduğumuz doktor tasdikli.Bir çıkış yolu olmalı.Yoksa bütün çıkışlar kendini avutmaktan ibaret mi ?Yoksa avutulmaya da alışacakmıyız ?Şimdi tekrar düşündüm.Aslında o 3 dakika,çok daha öncelerden kaçmış.Bu yaşımda bir arabam olmalıydı.Tekrar düşündüm.İzinde araba kullanmam yasak.Ama kim takardı...
Zeka katsayısının dibe vurumu...
Yemini ettikten sonra artık tamamen asker olmuş biri olarak,bayram iznine geldim.9 gün yedik askerlikten bu da iyidir.Askerde öğrendiklerimden birazını aktaracağim ama öncelikle yardırmak deyiminin zuhu bulmasına canlı şahitlik etmiş bulunuyorum.Kamuflajın alt kısmı yani tam apiş arasına denk gelen kısım yarılıyor.Burdan yola çıkarak askere sorduğunuzda ne yapiyorsun sorusuna direk yardırıyorum diyor.Şınav pozisyonu almak,şınav çekmek,komando dansı,yat,kalk,çök,esas duruş derken cidden pantolonun o kısmının sağlam kalması çok zor.Çok şükür ki benim ki yarılmadı.Botlar gerçekten yazın ortasında iş değil.35-40 derece sıcakta esas duruşta bekliyorsun malum siyah olunca botlar bir yandan sırtından akan ter botlarına doluşuyor.Bunu hissedebiliyorsun.Daha sonra sıcaktan botların içi yanıyor ter ile çorap bot haşlanmak mükemmel bir hissiyat.Askerdeki bombalardan biri de ağacın birinin kabuğunun soyulmuş olmasının sorulması üzerine şimdi burası askeriye malum askerler çıplak birşeyler görmek istiyorlar cevabı aklımda.Ayağima büyük verilen botların 2-3 gün sonra tam oturması üzerine sarıyerli devre kaybı ere selamları çakıyorum.Her sabah 6 da kalkmaktan daha sonra kahvaltı iştima,eğitim,öğlen yemeği iştima,eğitim akşam yemeği gerçekten insan disiplin oluyor ki izinde de erken yatıp erken kalkıyorum.Ama benim için en önemli nokta hastanedeki kaçış günlerimdir :)Doktorun tezkere almasıyla bayramdan sonraya kaldım.Bakalım bayramdan sonra da doktor atanmış olur mu ?Şans işte.Eğitimden kaçma tarafı iyi ama.Hiç provasız ve çoğu eğitime girmeden yemin törenine çıktım.Ama bir hatam olmadı.Asker arkadaşlarım,buddy im,bozdurulamayan 20 tl.Telefon kartı,mektup adresi.holterimin çıkması ve revirdeki doktor tarafından takılamaması.denize karşı gazinomuz ve ah çekilerek bütün çirkin kızlara,bütün kötü maçlara,sıcak da olsa biraya,tadı kötü de olsa lark içmeye,aptal da olsa,acayip de olsa,kötü de olsa görüşmek istemediğin arkadaşlarına,nette boş boş dolanıp herşeyden şikayetçi olmaya,canının sıkılmasına,yapacak hiçbirşeyim yok diyebilmeye,otobüsle sarıyer'den gaziosmanpaşa'ya gitmeye,hastanelerde bankalarda sıra beklemeye hepsine bir özür borcumuz var.En kötü börekçi,en kötü tatlıcı,kedi etinden dönerci,ve ve ne idüğü belirsiz bütün aptal tv programları sizden af diliyorum.Zira değeriniz yokken baş ağrisi yapiyor.Biraz da iyi şeylere geçelim.Giderek kilo veriyorum.yemekler iyi düzenli bir de sabah kahvaltısında çıkan akbel süt ve şimşek krim kraker olmasa(hangi insan sabah kahvaltısında tuzlu püskevit yer ) Sabahtan giyilen atletin öğlene kadar sırılsıklam olması,öğle arasında kurup akşama tekrar sırılsıklam olması üzerine yapilan sıcak banyo :) Banyo da şarkı söylemek.Don atlet dışarda sigara içmek,ne olursa olsun kim olursa olsun arkadaşlarına absürd abuk subuk şakalar yapabilmek :) Unuttum birde pepsi olayı vardı ki insanı kola dan soğutan cinsten.Favorilerim kulağiminda üstünde,yüzüm daima traşlı,boynumda bir v işareti var güneşten dolayı,kollarım amele yanığı :) ve daha 11 ay var :)Ertelendi bütün gülüşlerim,gökyüzünden umut çalan küçük mavi gemi,yolcuyum gün batımına,esen rüzgarlar şahidim,martılar simit istiyor,mızıkam hep aynı türküyü söylüyor.Baliciğim...
10 Ağustos 2011 Çarşamba
Yok Öyle Yağma
Başlıktan anlaşilabilineceği gibi Londra olaylarından bahsetmicem.Yıllardır yaşadık büyüdük bu güzel memleketimizde Polonyalılar gibi abi Polonya'da yaşiyorum bundan kötü daha ne olabilir ki demedik hiçbir zaman burası Türkiye dedik ardından tebessüm ettik.Çok da çalkantılı bir dönemde askere gitmek için artık son günlerimi yaşiyorum.Hatta son günüm yarın :)Arap baharı derken Londrariots oluyorken,Somali'de yıllarca oluşturulan kapitalist sömürünün meyveleri yeni yeni toplanıyorken,futbolda şikeden dolayı maç izleyemeden,4 Türk Madrid'de ben ise askerde olacağim.Kaderin bir cilvesi mi desem ayrıca 12 ay yedek subay olarak görevimi yapacağim.Şimdiden içim içime sığmıyor desem yalan :) Askerlik kötüdür,asker anıları güzeldir desem o da yalan.Kimse asker anıları dinlemek istemiyor.Ama çözüm olarak benim poşet devrelerim,bir önceki devrem ve alt devrelerimle aynı anda askerlik yapacağim için karşılıklı olarak birbirimizi dinleyeceğimize inanıyorum.Askerlik dönüşü 1 sene sürecek o zaman kadar girebilirmiyim bilmiyorum ama dönüşte asker anılarımı da buraya yazmayı düşündüğümü belirterek az buçuk insanların benden nefret etmesini sağlayabilirim.Ben yokken iroşka kafasına göre takılsın burda.Amsterdam'dan kartpostallar atamam ama izmir den atabilirim :)Herkes rahat olsun.Birbirine kimse karışmasın.Bomba,mayın felan bunlardan uzak durun sanırım onları imha etmek bana düşecek.Küçüklerimin gözlerinden büyüklerimin ellerinden,Neyse ayrılıklar bana göre değil.Zaten mesafeli ilişkilerde çok kötüyümdür.Her ne olursa olsun hayat yaşamaya değer :)Esenliklerle...
2 Ağustos 2011 Salı
Ne olmuş
Merhaba;
Bugun saç maşasının saçları kıvırmaya yararken, aslında onunla saçlarımı düzleştirebiliyor da olduğumu keşfetmemin 6. ayı. Bu ilerleyen günlerimi bir mucit gibi hissederek geçirmeme yardımcı oldu.
İlkokula ilk başladığım günlerden bugune değin sürekli aklımı kurcalayan 1 çay kaşığına 100 küsür pirinç tanesinin sığması denklemine yıllardır inanmıyordum. Doğrusunu isterseniz sadece inanmıyordum. Gerekmedikçe hareket etmemeye dayanan hayat felsefem bugun beni yendi. Yaklaşık 3 saattir içinde debelendiğim küçücük, fıstık yeşili nevresimli yatağımdan fırlayıp potansiyel enerjimi kinetik enerjiye dönüştürmeye karar verdim.
Annemin devasa bakliyat dolabının içinden bir torba kırık pirinç, bir torba da normal pirinç çıkardım. Yaklaşık beş dakika düşündükten sonra bu efsaneye artık inanmam gerektiğine kendimi inandırarak bir takım puştluklar düşündüm. küçük pirinçlerin çaykaşığının içinde daha fazla olacaklarına karar verip bir piçlik yaptım ve daldırdım kaşığı.
Yıllardır süregelen o efsaneyi yıktım çünkü bir çay kaşığının içinde yüz değil tam tamına 187 tane pirinç sığabiliyormuş. Bunu sayarken kemal sunalın altın sayarken ki hallerini yıllar sonra onu yâd etmek için yaşattım. 67'den sonra kaçta olduğumu unuttum ve tekrar saydım ama başardım. Neticede bulaşık deterjanının da el sabunu işlevi gördüğüne inanıyorum ve tatlı kaşığı çay karıştırmak için çok ideal.
Ben zaten ağızda patlayan şekerli meyveli yoğurtları yerken, ağzımın içinden havai fişek çıktığına da inanıyorum.
Ne yani böyle insanlar yok mu?
Bugun saç maşasının saçları kıvırmaya yararken, aslında onunla saçlarımı düzleştirebiliyor da olduğumu keşfetmemin 6. ayı. Bu ilerleyen günlerimi bir mucit gibi hissederek geçirmeme yardımcı oldu.
İlkokula ilk başladığım günlerden bugune değin sürekli aklımı kurcalayan 1 çay kaşığına 100 küsür pirinç tanesinin sığması denklemine yıllardır inanmıyordum. Doğrusunu isterseniz sadece inanmıyordum. Gerekmedikçe hareket etmemeye dayanan hayat felsefem bugun beni yendi. Yaklaşık 3 saattir içinde debelendiğim küçücük, fıstık yeşili nevresimli yatağımdan fırlayıp potansiyel enerjimi kinetik enerjiye dönüştürmeye karar verdim.
Annemin devasa bakliyat dolabının içinden bir torba kırık pirinç, bir torba da normal pirinç çıkardım. Yaklaşık beş dakika düşündükten sonra bu efsaneye artık inanmam gerektiğine kendimi inandırarak bir takım puştluklar düşündüm. küçük pirinçlerin çaykaşığının içinde daha fazla olacaklarına karar verip bir piçlik yaptım ve daldırdım kaşığı.
Yıllardır süregelen o efsaneyi yıktım çünkü bir çay kaşığının içinde yüz değil tam tamına 187 tane pirinç sığabiliyormuş. Bunu sayarken kemal sunalın altın sayarken ki hallerini yıllar sonra onu yâd etmek için yaşattım. 67'den sonra kaçta olduğumu unuttum ve tekrar saydım ama başardım. Neticede bulaşık deterjanının da el sabunu işlevi gördüğüne inanıyorum ve tatlı kaşığı çay karıştırmak için çok ideal.
Ben zaten ağızda patlayan şekerli meyveli yoğurtları yerken, ağzımın içinden havai fişek çıktığına da inanıyorum.
Ne yani böyle insanlar yok mu?
26 Temmuz 2011 Salı
Kalabalığa ait olmak.
Assasin creed oynamışlar bilir diyeceğim ama assasin oynayanlar içinden buraya okuyan olmaz sanırım.Bak bak yavşaği görüyormusun 2 yorum aldık diye okuyuculara göre yazmaya başladık sanırım.Neyse böyle olduğu zaman kendi kendimi tokatlıyorum.O oyunda yoldan geçen grup halindeki bir kalabaliğa karışmanız sayesinde askerler sizi görmeden ilerleyebiliyordunuz.Felsefik bir tanımlamayla sıçmaya hiç niyetim yok zira bu ülkede filozof bitmez bizim ne haddimize.Maladan kürekten tuğladan anlarım ben.Bu tanımdan başka bir tanım bulacak kadar da zekamın olmadığına şimdi karar verdim.Neyse,işlek bir caddeye ait uzman bir fotoğrafçı tarafından çekilmiş bir foto diyecektim ki eline digitali alıp sağda solda ot bok börtü böcek çeken sanatçı süsü verilmiş ama içinden tamamen yavşaklıktan başka birşey olmayanları da es geçmeyelim.Bu fotoğrafı alıp baktığınız zaman bir kalabalık herkes birşey yapıyor olarak gözükür.Ama aslında öyle değildir.Bazı insanlar o kalabaliğa ait değillerdir.Sadece orda bulunuyorlardır ama varlıkları pek birşey ifade etmiyordur o kalabalık adına.Benim tabirimle gölgemin yürüdüğü salt bir kalabaliğa aidiyet duygusundan muaf tutulmuş bir beyincik.Bütün kalabalığı en ince ayrıntısına kadar gözlemliyor,çoğunu etiketliyor ve çoğuna da bir kulp takıyor.Evet tam bu pozisyondayım.Karşı sağ tarafta bir çocuk parkı,mısır satan seyyar satıcı,bağımsız milletvekili tanıtım şeysi,otobüsten inenlerin yarattığı kalabalık,gelip geçenler kimse benim farkımda değil.Bende o kadar dalmışım ki birisi üç kez seslenmesine rağmen duymamışım.Sordu sorusunu aldı cevabını o da yoluna baktı.O an farkına vardım ki.Ben bu kalabaliğa hiç ait olmadım.
Olympos'da bir arkeolog adayı..
Kemerde hüsranla biten gecenin ardından olympos'a dönerken yolda bir garip mahzun çocuk gördük.Tek başına elinde bavul yürüyordu.O bakıştan öğrenci olduğu izlenimi elde ettik ve geri döndük.Nereye gidiyorsun yolcu? Olympos'a .Atla o zaman.Araba da 4 kişi vardı 5 olduk.Çocuğa ardı ardına sorular geliyor biraz tırsmaya başladığını hissettik.Elimiz ayağımız düzgündü ama zevk için adam öldüren zengin film kahramanlarına benziyorduk.İşin aslını öğrendiğimiz zaman hayat gerçekten zor.Eskişehir'den Antalya'ya kazıya geliyor ve Kemer'e otobüsün rötar yapması nedeniyle gece varmış.Ordan taksi tutmak zorunda kalmış ve 90 liraya taksiciyle anlaşmış.Fakat taksici yolun yarısında indirmiş.Burdan sonra yol yakın demiş.10 km'den fazla vardı.Çok şanslı ki biz vardık.Kazının yapıldığı yerdekilerin arabası yok.Çocukla ilgilenen yok.O yolu nasıl yürüyecektin kardeş birde yolu da bilmiyordun.Gece 1 de nasıl gidecektin.Çocuk gülüyor ama ben diyorum Allah belalarını versin.Sistemsiz programsız yapılan bu işlerin cezalarını bu tip çocuklar çekiyor sürekli.Bir de yemek teklif ettik çocuğa ama tırstığından dolayı arkadaş gelmedi.Yolun kalan kısmını tarif ettikten sonra ayrıldı.Ama taksici arkadaşa da giydirmem gerek.Pzevengo tam yol için anlaşmış ama 90 liraya buraya kadar diyip indirmiş ve yakın zaten yürü demiş.Arabanın lastiği tez patlaya.
27 Haziran 2011 Pazartesi
Kader
Bazı insanlar vardır.Özlerler ama belli etmezler.Korkarlar hep verilecek tepkilerden.Başkalarına göre yaşarlar hayatı onların tepkilerine göre biçimlendirirler.Kabahatları var mıdır?Bence yoktur.Baskın değildirler öylece köşelerinde yaşarlar hayatı.Maçlarda gol olduğu zaman öne fırlayıp gooollllll!! diye bağırarak sağa sola zıplayan birbirinin üzerine atlayan tipler değildirler.İçlerinde çok büyük bir yangın çıkar ama dışarıda bir tebessüm o kadar.İnsanları takip ederler sürekli.Otobüsteyken,minibüsteyken yolcuları izlerler.Onların göze battıkları tek zaman ineceğinde düğmeye bastıkları zaman ya da müsait biryerde indirirmisiniz dedikleri zamandır.Çoğu zaman karışmazlar hayata , işleri dahilinde piyasadadırlar ,dışarı çıktıklarında hep eve en erken dönme yolunu seçerler.Aslında aradıkları huzurdur ve bu en çok evde bulunuyordur.Yoksa başka bir çabaları yoktur.Hergün ibne komşu arabasını bilerek onun yerine park eder ama ses etmezler biliyorlardır çünkü komşuları yavşağın tekidir.Onlar topluma zaman zaman kısmen dahil olsalarda asla bir parçası olmamışlardır.Gölgeleri bile yoktur Einstein edebiyatla bir ilgilenseydi kesin söylerdi bu lafı yani.Dikkat çekecek tek bir özellikleri yoktur.Toplumdan farklıdırlar bambaşkadırlar ama toplumun içinde onların aynılarıdırlar.Bir tek içlerinde taşırlar farklılıklarını belli etmezler çoğu zaman.İyice tanınınca kaçmak isterler hep.İnsanların onları daha çok tanımasından nefret ederler.Bir tek kendileri bilmek isterler kendilerini.O yüzden çok arkadaşları yoktur zaten olanlarla da pek görüşmezler.İçten içe yaşarlar kimsenin bilmesine gerek duymazlar.Hal böyle olunca genel olarak katlanırlar.Her ne olursa olsun isyan etmek yerine alışmaya katlanmaya çalişirlar.Herkes bir kahraman yaratma peşindeyken onlar sadece huzuru ararlar.Sessizliğe kimsesizliğe aşıktırlar.Uğraşmak sürekli çalişmak,hırs onlara göre değildir.Sadece az biraz huzur.Mükemmel değillerdir ama dünyalarının farkındadırlar.O yüzden tanınca kaçmak isterler.Kendilerini bir tek kendileri bilmek isterler.Geçmişlerinin bir tek kendileri tarafından bilinmesini isterler.Aile ile özlemleri bir günlüktür.Ertesi gün yine tanındıklarını hissederler.Belki bir sürü vardır bu insanlardan.Sınıflarınızda böyle bir sürü insan vardı.Çoğunu hatırlanmıyordur.Çoğu hergün yanımızdan geçer.Hiç dikkatimizi çekmezler.Bazı insanlar vardır.Bazen vardırlar.
14 Haziran 2011 Salı
Öze dönüş,kendini şizofren sananlara büyük hakaretler...
Son zamanların yükselen eğilimlerinden birisi de şizofrenlik.Üç cümleyi yan yana getiren kendini şizofren diye tanımlayarak toplumda sükse yaptığını zannediyor.Sanal alemden hiç bahsetmiyorum.Şizofrenik sancılar,sizofrenleştiremediklerimizdenmisiniz,şizofren aşka mektup...Pardon Cezmi abi :)Ama bokunu çıkardılar.Öyle birşey oldu ki Türkiye'de şizofreni olmak hastalıktan ziyade iyi birşeymiş gibi görülmeye başlandı.Tabi ünlü bilim adamlarının,yazarların epilepsi,şizofreni gibi hastalıkları olduklarına dair haberlerin de yayılmasıyla artık kanalizasyona inen bir boru hattımız daha olmuştu.Çok yakınen 2 şizofren tanıyorum.Bir tane de yeni yeni hastalığa girmekte olan biri ve yetişmekte olan küçük şizofren ile 4 kişi ediyor.Şeker gibi anti depresan alıp 6 ay düzenli kullanmayınca birşeye yaramadığını bilmeyenlere ibret olsun diye neredeyse 20 senedir ilaç alan kişiler bunlar.Almadıkları zaman odadan çıkmaktayı bırakın yataktan kalkamıyorlar.Yeni hastalığa giren kişinin ben daha çok kendi literatürümde Einstein hastası olduğuna inanıyorum.Okuma-yazmayı özel rehabilitasyon okullarında 12-13 yaşarından öğrenen birisi.Hiç yazar olanına rastlamadım.Bir tanesini gece evden çıkıyor ve 40 km uzakta ormanlık alanda uyurken bulunuyor ne yaptın sorusuna verecek cevabı yok tabiki.Eee ne diyorduk.Yeni yetme şizofrenleri bizim tecrübeli abilerimize yollasakta bir iki maceraya soksalar bunları.Ebelerine selam çaksalar hep bir ağızdan..
Çatlak,İncinmiş ve yanmış bir sol el.
Bloga uzun süredir yazmıyor olmamın nedeni aslında sıkıldığım değil,sol elimin arızalanmasıdır.Aslında tabi ilk baştaki aptal aptal yazma hevesi bir ara nasıl sabik düşünceler içinde yazıyor olduğumun farkına zamanla vardım.Özeleştri yapmam gerekirse hakaret desen edemiyorum,düzgün güzel birşeyler yazmak desen yazamıyorum hayatta herşeyde olduğu gibi bunda da vasat biriyim.Ulan bok herif resimler,kenar süsleri felan alla pulla desen blogu onu da yapamıyorum.İşte herşeyim vasat.Ama sorsan aşırı derece de mükemmelliyetçiyimdir.İşte genel olarak insan paradigmasının bok yemeleri bunlar.Neyse konuya dönecek olursak önce sol elime çarpan top yüzünden sol serçe parmak ile yanında nişan parmağı gitti.İlk 2 gün aşırı derece şişti şuan oynatabiliyorum ama hala kısmakta problemler yaşıyorum.Onun haricinde aynı sol elin ki zaten başka sol elim yok baş parmağın dış tarafı ile işaret parmağının uç iç tarafı da kızgın demiri tutmam yüzünden yandı.İşin özü sol elimde kullanabildiğim yüzde yüz hasarsız bir tek orta parmağım kaldı.Onu da malum heryerde kullanamıyorum.Bence bu bir işaretti.Türlü türlü her boku yazıyorsun ulan bloga kalite seviye hiçbir bok yok demeye çalışıldı sanırım.Buna uyaraktan zaten kalan son 2 ayım dolayısıyla daha az aralıkla yazmalıyım kanaatine vardım.Askerdeyken bol bol yazarım ama orda hakaret edilecek birçok mevzu olacak da zaman olur mu bilmem.
7 Haziran 2011 Salı
Krolar vs apaçiler
Haftasonu bunu öğrenmek için ideal birgündü.Modelini reklama girer diye söylemeyeceğim ama arabadan anlamama rağmen borbedli bir aramız vardı.Tahmin edebileceğiniz gibi kliması yok.Camlar açık müziğin sesi yüksek ve arabesk çaliyor.Trafik sıkışık herkes biryerlere gitme peşinde deniz,piknik vs.Ellerimizde biralar sıkışıklıktan faydalanarak daralma,sinir,istanbuldan nefret felan etmiyoruz.Trafiğin sağ şeridindeyiz ve bize bakan bütün sol şeritteki arabaların camları kapalı.Neden bende anlamadım :) Olayı iyice abartıp tşörtleri çıkartıp atletle daha fazla korku salmaya devam ediyoruz.Hatta bir arkadaşımızın atlet giyme gibi bir tarzı olmadığı için soyunuk olması da cabası.Çok şükür ki kıllı yapısı havamıza hava katıyor.Derken pejo 206 model içinde 5 kişi olan cıstak cıstak müzik çalan bir araba yan tarafımıza geliyor.Artık trafikte tam olarak sıkışmış bir durumda.Onların doğaldan göğüs kıllarını gösteren tişört ve gömlekleri karşısında atletlerimizle sahadayız.Çakma raybanlarına karşı markası olmayan osmanbey patentli gözlüklerimiz var.Müzikler çatışıyor elbette.Kesişiyoruz psikolojik bir savaş halindeyiz.Ama yaş olarak bizim bir alt neslimiz diyebiliriz bunlara o yüzden korkuyorlar.Ama herşeyden öte saygı duyuyorlar.Hareketlerini kontrol altına almış vaziyetteler.Biz tam geçiş dönemine denk gelmiştik.Kroluktan apaçiliğe geçiş dönemine..Cıstak cıstak müzikler dinleyenlerin yine de az olmadığı dönem gençliğindeydik.Ama biz özümüze geçmişimize sahip çıkarak arabesk müzik ve kahrolası bir yaşam tarzını seçmiştik.Bunu onlar da biliyorlardı.Saygıları belki de nesli tükenmekte olan bir kaç iyi adamaydı.Tesbihlerimiz kalp atışlarımıza göre sallanırdı bizim :)(Çok attım galiba) Daha sonra bu elemanlarla tek şeritli yola kadar gittik ve arkamızda kaldılar ama bizi geçmeyi hiç denemediler.Aynı plaj ? a girdik ve bize en uzak yere gitmeyi tercih ettiler.Biz onlardan bir önceki isyankar aykırı artık herneyse kesimdik.O yüzden saygı duyuyorlardı.Bugün hala Krolar>Apaçiler.Yaşa NihaD Reyiz>Daner
1 Haziran 2011 Çarşamba
Tomorrow never dies..
Bir günü atlamışlar.Bilmediğimiz bir günü hemde.Tek bir guruh için yüksek ihtimalle bilinen bir günü.Nasılsa olacak hissiyatına sahip kimse yoktur elbet.Akli uzuvları normal her insan olabildiğince geç olmasını ister.Sadece umutlar tükendiğinde sebep arar.Bu yüzden intihar edenlerin düşüncelerini hep merak etmişimdir.Sorun neydi demeyeceğim elbette.Mutlaka sorunlar vardır.Azdır çoktur buna göre de insanın dayanma gücü vardır.Hepimiz maşallah Fatih Altaylı değiliz depreme eğlence gözüyle bakip o andaki müthiş adrenaline hayran kalamayız.Peki bu dayanamayanların en ortak yanları neydi acaba ?Her zaman aklıma gelir.Rasim abi bir ibneyi oynadığı Kabadayı filminde mafya bunu sorguya çektiklerinde konuşmaz ve adamlara gider de yapar bendeki göt hanginizde var der.Bu kişilerde en değerli şeylerini veriyorlar.Canı için bütün mal varlığını feda etmeyecek adam var mıdır ?Bu adamlar bir çırpıda atmışlardır.Gidip aga ne büyük göt varmış sizde de helal olsun demek istiyor insan.Ama peki bunların ne kadarı pişman ?Geri gelmek istiyorlar mı ? Tekrar bir şans verilse o fiili icra ederlermiydi?Bunları sormak lazım bunlardan birine.Ama öyle bir şansımız ölene kadar yok.Meraktanda ölecek götümüz de yok açıkçası yemez.Ama kişisel fikrim olarak bazı noktalarında anlayamadılar hayatı ve dayanamayacakları kadar yalnızdılar.Öyle hissetmişlerdir.Onları yalnız bırakmamakla sorumlu değil kimse de.Herkes kendi yalnızlığından sorumludur.Bunlar genel olanlar diyebiliriz.Ama sen herşeyden kaçmayı marifet bilip,belli gerçeklerden kaçmayı tercih edersen.Kusura bakma orda ne bok yediğini bilmiyorum ama aynen o boku yersin.Sonuçlarına katlanamayacağın eylemlerde bulunmayacaktın.Bu arada intihar erkek adamların işi.Arkasında mektup bırakanlar da daha çok yavşaktırlar.30 dakika sonra 6.kattan atlayacak birisi ne kadar doğru düşünceler içinde bulunabilir de bunları yazabilir.Kaçıp kurtuldun.Umarım mutlusundur.Zira bu dünya alışmak diye birşey var.Orasını bilemem.Kendi yarınlarını öldürdün.Bizimkilerden de birazını aldın.
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Sağ Cebimde bir kutu bok.
Kadıköy'de bir özel hastanede check-up ım vardı.Karşı tarafa pek de alışkın olmadığımız ve yeni eğilim(trend)leri bilmediğimiz için 10 da olan randevu için 8 de kalktım.Önce Metroya bindim.Sonra taksimden otobüs'e daha sonra taksi ile hastaneye ulaştım.Saat 11 di.Neyseki amaçsız biryer randevu için neden saat vermişler anlamadım.Girmeden bir dal sigara içtim hemen.Psikolojik başka bir nedeni yok.Daha sonra kan aldılar vs.vs.En üst katta 2 kutu verdiler ve birine işe birine sıç dediler kabaca.Wc'ye girdim.Hadi idrarı hallettik.Sıç deyince de sıçılmıyor ki hemşire bacı.Daha fazla zorlamadan çıktım ve ben sıçamıyorum demeden hemşire isterseniz yarın getirebilirsiniz dedi.Nasıl olsa sonuçları almaya geleceksiniz.İyi dedim kabı aldım bir an rahatladım.Sonra o boku oraya nasıl getireceğim diye düşünmeden edemedim.Olm boku yedin.Çanta mı taşıyacağim bok için dedim.Neyse bunu da ayarlarız dedim.Dönerken Metrobüsle dönmeye karar verdim.Gelirken Taksimden otobüs'e binmenin nasıl bir mantığı vardı çözemedim.Aga Metrobüs varken burdan nasıl gelirsin sen.Bazen kendi kendimi yönetemiyorum sanırım.Eve gittim ve bu sefer bu boku bu kutunun içine nasıl koyucam.Nereye sıçabilirim de bu boku alıp bu kutuya koyarım.Kutuya sıçsam tutturmak sorun.Hem taşıyacağiz birde onu o kadar.Neyse ameliyat eldivenlerinden bir tanesini elime taktim ve elime sıçtım.Hiç de güzel bir duygu değil.Sonra kutuya koydum ve kutuyu götürmek için formül bulmam lazımdı.Onu da buldum.Bu kutuyu önce kokulu mendillerle bolca da parfüm sıktım.Sonra da etrafını çevirdim.Kapalı olmasına rağmen çok acayip kokuyor.Daha sonra 1 poşet üstüne paketledim ve montumun cebine koydum.Daha kıştı o zamanlar o yüzden montum vardı.Yazın olsaydı heralde kutuyu elimde götürmezdim :)Daha sonra yol boyunca acaba kokuyor mu ? Kokusunu alıyorlar mı ? düşünceleri eşliğinde terlemeye başladım.Avuçlarımın içi terliyor.Alnımda benek benek ter damlaları.Birinin birşeyi çalınsa tek ortak nokta ben olurdum heralde.Suçlu psikolojisi çöktü üstüme resmen.Neyseki yol bitti.Birazda erken indim.Hem sigara içerim hemde yürürüm diye.Bir arkadaşımı aradım o an.Bardak ile ilgili çok değişik olaylarım var.Sürekli bardaklı espri yaparlardı bana karşı.O esprilere aldırmıyormuşum gibi görünüyordu ama ilk defa o gün bunu aştım.Aradım ve arkadaşıma şuan cebimde bir bardak var ve içinde ne var tahmin et bakalım.Bok.O ana kadar çok kötü bir durumda olduğumu sanıyordum ama o bok beni kurtardı.Bardak ve içinde bok.Bana bardak esprisi yapanlara karşı da intikam aldım hissiyatına kapıldım.Ama zaten görüşmemiz pek zordu onlarla da :)Olsun yine de içimde kalmadı.Sonra teslim ettim ve aramızdaki bağ koptu.Bardağa karşı hep yenilmiştim.Artık geri dönme gibi bir şansım yoktu da zaten.Ama hep bardak ve onun izleri vardı.Bu bok beni bardaktan ve ona ait olanlardan temizledi.Aslında ilk başta gerçek bardak bok olmuştu.Bu bardaktaki bokda bunu anladığım andı.Teşekkürler bokçuk..
29 Mayıs 2011 Pazar
90 dk nın önemi..
Az önce bir film izledim.Gerçekten filme nasıl gözle bakarsanız öyle bir film.Görmek için bakmak gerek.Size neler yaptığının farkında bile olmuyorsunuz filmi izlerken.Öyle mesajlar veriyor ki inanamıyorsunuz.Bu yaşıma geldim o kadar film izledim ama böylesini görmedim.Film tamamen zeka ürünü.Hayatınızda 90 dk'nın ne kadar değerli olduğunu size anlatmaya çalişiyor.90 dakika ne kadar önemli olabilir dimi ?Trafik kilitlendi 90 dk yollarda kaldık.90 dakika ne aptal maçlar izledik.Aşağı yukarı 90 dk lik ne gereksiz filmler izledik.Arkadaşımızı sevgilimizi boş boş oturarak dakikalarca bekledik.Her an gelebilir korkusuyla rahat rahat kız kesemedik 3.sınıf cafe köşelerinde.90 dakika ne mal dersinlerin sınavlarına girdik.Ama bunların hiç birinde 90 dk nın önemini anlayamadık.Bu filmde kesinlikle anlayacaksınız.Daha önce hiç bu kadar acımadınız bu süreye.Boş oturmak,uyumak hepsi daha iyi gelecek.Çok önemli kararlar aldım bu filmden sonra.90 dakikada çok şey yapacağimin farkına vardım.Ayrıca bitmedi.Filmi sonuna kadar izleyebilen biri olarak dünyanın heryerine uyum sağlayabileceğime karar verdim.Düğünlerde dışarıda sigara içmek zorunda değilim.Hertürlü sıkıcı ortama adapte olabilirim.O kadar iğrenç bir film.Soğudum resmen hayattan.Hele en son sahnesi var ellerim titredi şerefsizim.Tamam abi 30 bin $ a çekiyorsun,1 haftada çekiyorsun,kısıtlı mekanlarda çekiyorsun.Bunları göz önünde bulundurursak güzel bir film diyen yavşak vatandaşlar var.Neresi güzel lan.Kim zorladı sizi film çekin diye.Biz de 20 bin liraya daire yapalim satalim.Çok ucuza getirdik fiyatına ve yerine bakarsak güzel daire diye iteleyelim mi millete.Bu nasıl mantıktır.Filmdekilerin akrabalarımı yazmış onları nedir.Neyse şimdi filmi sinemada izleyipte bana beş para etmez diyen sevgili arkadaşım.Cidden ben öküz olsam azdır.Filmi izlemeden önce okuduğum o jobinenin yorumuna itibar edip senin önerini dikkate almadım.Çalgı çengi filmin adı.İlk defa fotoğraf makinesi almış birinin heyecanla çektiği ilk resimler kadar aptalca.Komediymiş.Kıçımı açıp baksam daha çok gülerim.Ama o yorumu yapan kişi kaliteni belli ettin olm sadece o kadar
26 Mayıs 2011 Perşembe
Evliliğe hazır erkeğin oluşum evreleri...
Okulun bitmesi ile başlayan bu sürecin sadece kahvaltı evreleri hakkında bir takım düşünceleri buraya dökmek istedim ki bunu daha yeni farkettiğimden dolayı yazıyorum.Çoğu erkek evlilikten korkuyor.Herkes gibi bende doğal olarak altıma sıçıyorum diyebilirim.Çünkü bir kere olmasını ve mutlu olmayı istiyorum.Tabi bir boksunuz ve üzerine ne kadar parfüm sıksanızda ne kadar incik bocuk kurdela taksanız da bok olduğunuz gerçeğini değiştiremeyeceğiniz için aklınızı başınızdan uçuracak bir bayanın gelmesini beklemekle sonsuzluğa açılan kapının olduğunu varsaymak aynı olsa gerek.Ki öyle bir kadının olduğuna da inanmıyorum.Ama bir erkek evliliğe mecbur olduğunu hissetmeli.Bunu da tek yaşayan erkeklerin zorluklara karşı daha fazla direnememesinden dolayı bir eş ihtiyacının tavan yapması olarak tanımlayabiliriz.İlk başlarda kahvaltı için dışarı çıkmayı tercih ederdim.Erkek başına ne hazırlayacaksın ki dimi.Zaten tek olunca da insanın boğazından geçmiyor.İlk evre arkadaşlarla dışarı da kahvaltı.Daha sonra zaten bir gün izinlisin evde kendime şöyle güzel bir kahvaltı yapayım abi diyerekten hazırlanan kahvaltı 2.evre.Üçüncü olarak daha basite kaçarak börek,poğaca alınmaya başlanır ya da tost yapılır.Bugün dördüncü evreye geçtiğimin farkına vardım.Tost yapacaktım ama abi ne gerek var ekmeğinin arasına koy kaşarı oldu bitti.Sandviç yapmaya bile üşendim.Soğuk tost oldu.Muhtemelen bundan sonraki evre süt ve kahvaltılık gevrek olabilir ama bu evreyi çoğu erkek kafadan atlayacaktır ve kahvaltısız dayanabildiği kadar dayanacaktır.Daha sonra bütün egolarıni yitirmiş,mecburiyetten bir sıcak kase yüzünden karısına aşık olabilecek insan ortaya çıkacaktır.Çok saygın bir abimize abi evlenince ne oluyor,ne değişiyor,neden evlenelim tarzı abuk subuk peşpeşe sorular sormaya başlamıştım ki pat diye yapiştiriverdi cevabı.Yemek.Yemek yiyorsun olm.Hemde düzgün yemekler.Aşçılara o gün bugündür ilgim var.Zamanımız da kalmadı dolmak üzere.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Teknoloji vs duygusallık
Ülkemizde açılan ilk müzik kanalına en çok kim sevinmiştir acaba ? Kanalın sahibi,akraba genel müdür,vj bülent,ben ? Kıyaslama yapmama gerek yok zira hepsi başka dallara konmuşlar ama ben aynı şekilde buradayım.Zor yıllardı.Çocukluk gerçekten zordu.Herkes çocuk olmak istiyor ama etrafınızda dönen dünya ve sizi hiçbirşeyine takmayan insanlar ordusu.Pedagog bir ailemiz yoktu ya da öğretmen.Gerçi ne kadar ilgilenebilirdi öğretmenler çocuklarıyla o ayrı ama.Ateşin yaktığını izah eden bir aile yapısına sahip değildim.Elimi sürüp küfür alışkanlıklarımı zenginleştirmek zorundaydım.Sürekli inceden inceden arabesk dinleyen bir büyüğünüz var.Daha da kötüsü lise çağlarında azgın bir fırtına gibi.Gençliğimi zehirleyen adam oydu işte.Müslüm Gürses'in,Ferdi Tayfur'un,Orhan Gencebay'ın ve daha nicelerinin bilmediğim şarkıları yoktur.Şimdi ki dönemin Serdar Ortaç ve Demet Akalın'ı gibi.Bir kere açıp bir yerde dinlediysem jöbineler kampına en önde giden olayım.Ama bütün şarkıları ezbere biliyorum.İkisi içinde geçerliydi.Ama derken kral tv çıktı.Aklımda kalan en iyi kliplerden birisidir bu.Bu klip çıktığında sanki Tom ve Jerry başlıyormuş gibi geçerdim tv başına her izlediğimde aynı hissiyat.Bir süre sonra her adımını biliyordum klibin.Küçük çocukların dans etmesi en çok hoşuma giden kısımdı.Müzik hayatıma yıllarca tecavüz edilmiş olmasına rağmen zevk alıyormuş gibi yapmışım bu kliple anladım bunu.Şimdiye bakarsak kaç tane müzik kanalı var bilmem.En son ne zaman izledim hatırlamam.Digitürkte kaçıncı kanal Kral tv bilmem.Diğerlerini de bilmem.Neden acaba.Şimdi istediğim anda istediğim klibi izleyebiliyorum.İstediğim şarkıyı dinleyebiliyorum.Teknoloji duygusallığı öldürüyor.Eskiden futbolda yeni sezon başladığı zaman bir önceki sezonu çocuk aklımda tamamen hatırlardım.Bütün golleri,bütün olayları,bütün kadroyu.Şimdi 3 hafta öncesinde kimle oynamış hatırlamakta güçlük çekiyorum.Bunun nedeni de teknoloji.Artık bütün dünya liglerini izliyorum.Bir maçın tekrarını 10 kere izliyorum.100'e yakın gol görüyorum her hafta.Basketbol maçları,spor faaliyetleri,onlar,bunlar...Dünya'da bile daha çok olay oluyor artık.İşte bu noktada bilgi kirliliği ortaya çıkıyor.Kapasiteden fazla bilgi karışıyor kirleniyor duygusallığını yitiriyor.Eskiden aşklarda uzun sürüyordu.Şimdi onlarda gitgide kısaldı.Çoğunda duygusallıktan başka her bok var.Sonuç olarak okyanus ötesinden ne kadar çok teknoloji alırsak o kadar aptallaşıyoruz :)Şimdi öğrenmek çok daha kolay.Herşey elinizin altında ve ödemeniz gereken bedel çok cuzzi.Ama bildiğiniz yoldan gitmek çoğu zaman en kısa yolu aramaktan iyidir.Yaratılan bu bilgi kirliliği sayesinde herkes her boktan anlıyor,herkes her boku bildiğini sanmaya başlıyor.Sonuç olarak ne kadar çok çeşit yerseniz bokunuz o kadar kötü kokar.Tuvaletler de tıkanır birgün..
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Mahalle Baskısı...
Mahalle baskısını ilk defa derinden damarlarımın en ince ayrıntılarında bile hissettim.Havale için ptt ye gittim.Fakat 16.30'da kapanıyor sistem saat 16.20 herkesin işlemini yapamayacağım dediği zaman köse pezevenk diyiverdim içimden.Sonra fırına gidip 2 ekmek aldıktan sonra eve geldim ki binanın kapısı kitli.Evde kimse yok.Zillere basıyorum ses yok.Dışarda mahallenin ortasında mahsur kaldım.Elimde 2 ekmek.Yoldan geçen herkesle konuşmak zorundayım.Uzun süredir piyasada olmamam ve benim hakkımda yayılan dedikoduların hepsine bir çözüm geliştirmem gerekiyordu ve ağustosta askere gidicem cümlesi imdadıma yetişti ki yavv niye ağustos sorularıyla cebelleştim bu sefer.Hele biri vardı ki.Bütün askerlik dönemlerini ve kısa dönemin özelliklerini atmak zorunda kaldım.Çarpıcı entisüastik yorumları bitirdi beni zaten.Sakallı olmam ve alttraflarının kaşıntıya yol açıyor olması sebebiyle kestiğimden dolayı yoldan geçen muhtemelen tarikatçı bir çocuk tanımadığım halde selam verdi aleyküm selam dedim.İmdadıma rambo yetişti.Muhtemelen camiiye gidiyordu.Çünkü sonradan ezan okundu.Yine büyüklüğünü gösterdi rambo.Ziller bozukmuş ve enteresan olan sadece bizim zil çalişiyordu hepsine bastım.Blogunda bokunu çıkarmaya başladım dimi :)
Tabuların yıkıldığı bir gün-İlk
Dün hayatımın en kötü anlarını yaşıyor olmam dolayısıyla Fenerbahçe'nin şampiyon olmasına sevinemedim.Kötüydüm normale döndüm bu da iyi birşey ama yine de çoşkulu çoşkulu salaklanmak isterdim yani.Sabahtan başlayayim.Normalde çok fazla uyumam,uykumu alamamam pek sorun teşkil etmez tabi bir nokta haricinde eğer işim varsa,zorunluluğum varsa uykusuzluktan etkilenmem ama eğlence adı altında yapılacak şeylerden önce uykum gelir.Ama İstanbul gibi kalabalık bir şehirdeyseniz ve günlerden pazarsa sıçtık.Sabah 7 de hazır olup evden çıkan piknikçi aileler,denize gidenler var.Sebep erken gidelim yer kalmaz.Bu zihniyetin yüzünden 10 kalkmak zorunda kaldım :)Yıkılan bir tabumuz daha vardı.Artık şahin,doğan abaküs(hep 3 tane yazarım bu da bir tabu ) gibi genç apaçi arabalarından terfi etmiştik.Ama yine aynı apaçiler mersedes teydik bu sefer.Aynı iğrenç müzikler,aynı espri kalitesi ile yelkenlerimizi açık tuttuk gün boyu.Ama yıkılmayan bir tabumuz vardı dün.Biz hiç bi arabaya 4 kişi binmedik.Hep 5.yi bulduk.Bazen 6 oluyordu ama hiç 4 olmadı.Bu da varoşsal bir zorunluluk oluyor sanırım.Ormanda sessiz sakin kimselerin olmadı bir yerde mangalımızı yaptık rakımızı içtik.18 yaşından beri aktif içici olduğum bu hayatta ilk defa kustum.Ne sofralar görmüştüm ne kusanlar görmüştüm ama hiç kusmamıştım.Ted gibi yalancı da değilim.Bu ilkti.45 günlük süreçte 2 günde 1 35'lik olmak üzere ve günde en az 4 bira içmek şartıyla 30 gün içtiğimi bilirim.Ama oldu işte.Tabi aptal tesellisi var.Sabah gerizekalı gibi ilaç aldım ve ilk defa malzemelere ben karışmadım.Sanırım bu yüzden oldu.Mezeler sorunluydu abi.Eve girmeden önce saate baktım 19.42 idi.Aslında 19.41 geçe baktım saate ama anlamam 1 dk sürdü o kadar dönüyordu herşey.Eve girdim maç başlayınca herşey durmuştu Fenerbahçe'nin büyüklüğünü burda bir kez daha anladım.Maç bitti Bağdat caddesine.10 km aptal aptal yürüdük.Sadece izledim.Bu tabu çok önemliydi benim için mükemmelliyetçi insanlar değerlerine sonuna kadar bağlıdır.Artık alkol almam zor bundan sonra.Bunu bir sonraki postumda mükemmelliyetçi olduğumu sanıyorumda açıklayacağım.Hastalık günlüğümün yasaklılar listesinde en üst sıralarda yer alıyor zaten alkol ve sigara.Bu son kısım çok bozuk oldu sanki cümlelerin sıralanmasında hata var.Konular karışmış gibi.En iyisi fazla uzamadan post atalım.Ama bunu söylemeden blog tabumu yıkmayayım.Eğlenirken sıçmak tabirini dün Fb'li bazı gerizekalılar için kullanıyorum.İçerken kusman geldi aklıma hemen :) Ama cidden bokunu çıkartanlar çoktu.Bora Genç'in kamyonu efsaneydi Cadde başında kasasında 5 kişi vardı Cadde sonunda gördüğümüzde kamyon tamamen dolmuştu.Ayrıca Fb dizayn vosvos'a da selam çakayım.Ama ama i. Trabzon olamazsın şampiyon diyen topluluk halindeki arkadaşlarım zaten olamadılar.Bursa şokundan sonra hala şampiyon olduğumuzun farkına varamadınız sanırım...
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Tren şarkısı
Yukardaki Train Song Samsung smart tv reklamlarında dolanan tren şarkısı.Alttaki de bir tren şarkısı.Alttaki video aslında kült bir eser.Bu videoyu izleyerek bağırsaklarımızdaki titreşimleri hissederek,aynı anda bütün uzuvlarımızla küfür ediyorduk.Nasıl rahatlıyorduk bir bilseniz.Üstteki şarkı iyi olmasından dolayı.Alttaki ise hakaretvari olmasından ötürü blog rules bigger than everything diyoruz.Asla şahsi bir olayımız olmamıştır.
20 Mayıs 2011 Cuma
Nedenini bilmeden onca sene yaşadım...
Nedenini bilmeden onca sene yaşadım.Nedenini öğrendiğimde yaşamak için geç kalmıştım.Yaşamak için bir nedenim vardı ama yaşamın beni hayatta tutmak için bir nedeni yoktu artık.Azrail peşimde iyi hoş ama biralexdeğil yani.Bugün duygusal bir giriş yaptık.Kötü sonla biten bir filmin ardından o duygu yükü tamamen omuzlarımda büyük bir yük iştigal ediyorken geldim hemen yazmaya başlayacaktım.Düzensiz hayatın düzensiz gelen boku beni wc'ye gitmek zorunda bıraktı.Aslında iyi oldu iyice düşündüm planladım herşey yerli yerine oturdu.O acılı lahmacunları yapan ustaya da bir güzel giydirdim.Herşey karşılıklı ne de olsa.Şimdi konuya tekrar dönelim.
Çok hafif fikirlerim vardı hayata dair.Hiç plan yapmamıştım.Öyle nedensiz boşta takılan semtin işlek caddesinin varoşvari delikanlılığın korsan kitabını yazmış çocukları gibi takılırdım.Genellikle hava olsun diye kalbim yorgun ve olgun derdim.Ama hiç bilemezdim gerçekten öyle olduğunu.İleri ki yaşlarda pek sorun etmiyor ama bu yaşta çok büyük sorun.Koşarken 2 kez düşünüyorsunuz.Hatta biraz aptal olanların 3-5 kez düşündükleri de oluyormuş.Ama zekama bok kondurmam ben 2 kez düşünüyorum.Bedenim çok şerefsiz.Doktor dedi bedenin seni kandırmasın genç duruyor ama yaşlı biri gibi hareket etmelisin.Sen 25 yaşında değil 55 yaşındasın.Bir bakıma sevindim.55 yaşındayım ama şu cilde bak.Saçlarım bile duruyor içinde beyaz bulan ibnedir.Gözaltı biraz mor ama çöküntü yok...
Arada durduk yere birden hızla atıyor tık tık tık tık.Durduk yere heyecanlanıyorum sanıyorum.Ama öyle değil işte.Sıkıştırıyor beni ben buradayım diyor.Okuldaki arsız,yaramaz artist çocukların ufak sünepe çocukları bi kenarda sıkıştırması gibi öyle 2 tokatlıyor sonra yolluyor.Eskiden hiç farkında olmadığım şeyleri şimdi apaçık görebiliyorum.Aslında değer veriyorum artık hayata.x'e y'ye değer verdiğim gibi değil.Ne yapiyorsam son kez yapiyor olabilirim düşüncesiyle yaptığın herşeyin hakkını veriyorum.Birine sarılırken ağız kokusunu,kalp atışını hepsini hissedebiliyorum.Saatlerce uyurdum.Şimdi gerektiği kadar uyuyorum.Yine de çok uyuduğumu düşünüyorum.Burda bile kalite farkı var.Belki 50 sene daha yaşasaydım bu yaptıklarımın çoğunu yapamayacaktım.Ama farkındayım olayın.Son kartlarım elimde bakalım ne zaman rest çekicem hayata.Pokerde de çok kötüyümdür zaten bir de bu ibne hayat elinde flush royal beni bekliyor.Bütün paramı bastığım anda çökecek bana.Neyim varsa alacak.
Herşeye bir teselli bulurdum ya bu yüzden aldırış etmezdim hayata.Bu kalemler düzenli dursa ne olur durmasa ne olur kalem yazmak için değil midir derdim.İşte şimdi öyle diyemiyorum.Yine bir şey anladım.O kalemleri toplarken düşünüyor insan.Elbiseleri toplarken,katlarken düşünüyor insan.Yine düşünüyorum annem bir filozof olamalı diye ama o akşama ne yemek yapicam diye düşünüyor.Bu yüzden dünyanın en iyi aşçısı.Ben düşünüyorum sadece.Bunca yıldır kendimle başbaşa bir o kalemleri toplarken,kitapları dizerken kaldığımın farkına vardım.Bunca yıldır yeni farkettim beni.Yavşağa felan benziyor ama özeleştiri işte sonuçta.Şikayetten başka birşey demiyor bana.Bunca sene bir bok yapmamışım sanki onu yapalim bunu yapalım.Biraz yavaş ol olm bende kalp var...
Çok hafif fikirlerim vardı hayata dair.Hiç plan yapmamıştım.Öyle nedensiz boşta takılan semtin işlek caddesinin varoşvari delikanlılığın korsan kitabını yazmış çocukları gibi takılırdım.Genellikle hava olsun diye kalbim yorgun ve olgun derdim.Ama hiç bilemezdim gerçekten öyle olduğunu.İleri ki yaşlarda pek sorun etmiyor ama bu yaşta çok büyük sorun.Koşarken 2 kez düşünüyorsunuz.Hatta biraz aptal olanların 3-5 kez düşündükleri de oluyormuş.Ama zekama bok kondurmam ben 2 kez düşünüyorum.Bedenim çok şerefsiz.Doktor dedi bedenin seni kandırmasın genç duruyor ama yaşlı biri gibi hareket etmelisin.Sen 25 yaşında değil 55 yaşındasın.Bir bakıma sevindim.55 yaşındayım ama şu cilde bak.Saçlarım bile duruyor içinde beyaz bulan ibnedir.Gözaltı biraz mor ama çöküntü yok...
Arada durduk yere birden hızla atıyor tık tık tık tık.Durduk yere heyecanlanıyorum sanıyorum.Ama öyle değil işte.Sıkıştırıyor beni ben buradayım diyor.Okuldaki arsız,yaramaz artist çocukların ufak sünepe çocukları bi kenarda sıkıştırması gibi öyle 2 tokatlıyor sonra yolluyor.Eskiden hiç farkında olmadığım şeyleri şimdi apaçık görebiliyorum.Aslında değer veriyorum artık hayata.x'e y'ye değer verdiğim gibi değil.Ne yapiyorsam son kez yapiyor olabilirim düşüncesiyle yaptığın herşeyin hakkını veriyorum.Birine sarılırken ağız kokusunu,kalp atışını hepsini hissedebiliyorum.Saatlerce uyurdum.Şimdi gerektiği kadar uyuyorum.Yine de çok uyuduğumu düşünüyorum.Burda bile kalite farkı var.Belki 50 sene daha yaşasaydım bu yaptıklarımın çoğunu yapamayacaktım.Ama farkındayım olayın.Son kartlarım elimde bakalım ne zaman rest çekicem hayata.Pokerde de çok kötüyümdür zaten bir de bu ibne hayat elinde flush royal beni bekliyor.Bütün paramı bastığım anda çökecek bana.Neyim varsa alacak.
Herşeye bir teselli bulurdum ya bu yüzden aldırış etmezdim hayata.Bu kalemler düzenli dursa ne olur durmasa ne olur kalem yazmak için değil midir derdim.İşte şimdi öyle diyemiyorum.Yine bir şey anladım.O kalemleri toplarken düşünüyor insan.Elbiseleri toplarken,katlarken düşünüyor insan.Yine düşünüyorum annem bir filozof olamalı diye ama o akşama ne yemek yapicam diye düşünüyor.Bu yüzden dünyanın en iyi aşçısı.Ben düşünüyorum sadece.Bunca yıldır kendimle başbaşa bir o kalemleri toplarken,kitapları dizerken kaldığımın farkına vardım.Bunca yıldır yeni farkettim beni.Yavşağa felan benziyor ama özeleştiri işte sonuçta.Şikayetten başka birşey demiyor bana.Bunca sene bir bok yapmamışım sanki onu yapalim bunu yapalım.Biraz yavaş ol olm bende kalp var...
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Kendini Bulan insan...
Msn'deki adına . koyarak kendine gizem katmış ve benim kim olduğunu merak etmeme yol açmış kişi.Aslında bu nokta virgül vs. kısaltmaları bilerek koyuyorlar meraktan bakıyoruz ve konuşmak için fırsatları olmuş oluyor.Bende mi oluyor yoksa bu.Aynı nickiyle 1 yıl giren kişi ile aram çok iyi olsa da hiç tıklamam üzerine oysa nokta virgül veya gizemli yazılar yazanlara ? Onlara hep ilgim olmuştur :)Ama bu sefer ki farklı birşeydi.Kendimibuldum88 nasıl bir adrestir arkadaş.Nasıl bir haldeyken aldın bu adresi.Gerçi benbenimsensenmisin diye adres alan çok yakın arkadaşlarım var ama biz bu kültür seviyesinin altında olduğumuzu kabul etmiş kişileriz.Eleştir,eleştir,gözlük takana apaçi de şapka takana hulla ötekisine bulla.Bu bizim suçumuz değildir tabi.Hınçal'ın suçu :) Her boku eleştiriyor adam bizim neyimiz eksik ondan.Neyse konuya tekrar dönersek aslında tek sorun adresi değildi bu arkadaşın.Olağanın bile üstünde olan italyan atasözleri sözlüğüne göre perfecto hafızam çekip buldu bunu.İnternette sadece 2 günlük seanslar halinde okey oynarım.Ayda yılda bir iki kez böyle gelir gider.Aslında başka oyunlara da öyle dalarım 2 günde eski tempoma döner ve bırakırım.Bu da öyle bir günde denk gelmişti.İyi hatırladım.Bu arada sürekli kendimden bahsederek kendimi ön plana itme yavşaklığında bulunmuyorum lütfen.Bu çocuk işte kendinibulan çocuk.Bir kızla orti olmuşlar bende öyle saf saf oynuyorum.Sürekli değişiyor ortağım malum erkek olduğumuz için pek yeşertemiyoruz dalları.Bunlarda abicik bicidik muhabbetler felan bende ortak olmuştum.Bu genç eleman kızın msnini direk isteyemediği için benimkini de istemişti.Bende kız da beni ekler diye bir ümit yazmışım sanırım :)Hahaha eklemedi sanırım hatırladıklarım bu kadar aradan 2 yıl geçti tabi.O çocuğu daha önce ne zaman görsem o ne biçim adres lan diye içimden geçiyordu.Bu blog sayesinde ona da kaydık sonuç itibariyle: :)Şimdi bu çocuğa birşey demek bize görev değil.Ozan reyiz Güven dururken.O sorar ona hesabını ne biçim aptal aptal adres alıyorsun sen diye :=)Dikkatli ol koçum.
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Blogumdaki Yabancı
Bugün itibariyle blogumuzu halka açtık.İlk ziyaretçimiz de bizden nasibini alacak tabi.Kendini kaf dağının ardında görmeler tabirini kendisi için değiştiricez ve kaf dağı olarak gören kişi diyeceğiz.Bu şahane blogu hemen tek solukta okumak yerine gecenin bu saatinde meyve yemeyi tercih edecek kadar sakil birisi.Bela okumaktan canımız çıktı tabi sana da biraz nispet yapardık ama.Bu saatte üst katta patırtı yapabilen komşulara sahip olduğumuzdan senin payını onlara verdik.Geçen bunların çocuklarını sıkıştırdım zaten.Lan olm gece yarısı ne yapıyorsun lan o kadar ses çıkıyor dedim.Abi valla yataktan düşüyorum dedi.İlk başta inanmayacaktım ama alnındaki geometri beni ikna etmekte geç kalmadı.Haaa iyi mi lan kafadan felan sorunun yok dimi dedim.Hemen çocuğa acımış ayağına yattım ama birden kontra atak yapacaktım haberi yoktu ergenin.İyi abi çok yüksek değil yatak iyi ki dedi.Olm bak bu yataktan düşmeler kafanı vurmalar felan aptallaştır insanı zaten biraz aptallaşmışsın sen iyice dedim.hadi şimdi git dışarda topunu oyna...Bu kelime beni yıllar öncesine götürdü.Sahi ya eskiden o sokakta biz top oynardık.Santiago barnabeu gibiydi.O elektrik direğinin yamukluğunu hep üzerime alırdım.Tam doksandan yamulmuştu kerata sağ içle ne koyardım plaseleri.Direk ağlardı şerefsizim.Hatta elektrikler kesildi mi camdan bakardım.Sanki sinyal gönderiyordu direk gel tak çatal topu diye.Ama nerde o yol da hertarafta park edilmiş arabalar ve vızır vızır işleyen bir cadde.Geçenlerde sokak lambası patladı.Etrafa kıvılcımlar saçıyordu.Bu sefer de camdan çıkıp dedim.Mekanın cennet olsun dostum.Bana baktılar tabi.Bi sokak lambası patlıyor ve sanki havai fişek gösterisiymiş gibi bunu izleyenler pencerelerdeki mahalle sakinleri..Ve biri çıkıyor mekanın cennet olsun diyor.Herkes bana baktığı anda bir an düşündüm bu pezolar niye bana bakıyorlar acaba diye.Düşünün o kadar duygusaldım yani.Ama ne anlar o şerefsizler.Akşam beş dk erken işten gelince ibnelik olsun diye başka adamın park yerine arabasını park eden üç beş çapulcu işte.Ha bu ara da üç beş çapulcu derken.Ben onlardan değilim.Bi yerde bi olay olur bunun kurumumuzla,şehrimizle,takımımızla bir alakası yoktur.Bu olayları yapanlar üç beş çapulcudur diyerek olayların hepsinden sıyrılan dalkavuk yöneticivari biri değilim.Ne boksa üç beş çapulcu yaptı der bu ibneler.Ne üç beş çapulcuymuş arkadaş her boku onlar yapıyor...Konu yine dağildi.Giriş,gelişme sonuç diye buna derim ben.Bütün Türkçe,Edebiyat hocalarıma sevgilerimle...
5 Mayıs 2011 Perşembe
Bu Türkiye'de olsa...
Eskiden bir olay olsa,bu olayın üzerine yapılan yorumlarda Abi bu Türkiye'de olsa var ya. gibi yorum yapan bir çok arkadaşımız olurdu.Bir sürü uçuk,kaçık fikirler ortaya atılırdı.Bu bir moda(trend)(vallahi bakıcam Türkçe bir kelime bulucam buna uygun :) haline gelmişti.Ama artık yeni trend bu Türkiye'de olsa var ya gibi yorum yapanlarda tiksinenler.Gerçekten çok iyi organize olduklarını Japonya'daki deprem ve tsunamiden hemen sonra gördüm.Daha yorumlar gelmeden atağa geçtiler ve kusmuklarını fırlatmaya başladılar.Bir taraf fantazi peşinde bir taraf da kendini farklı gösterme çabasında ne diyelim emolardan iyidirler.Ama abi bu Türkiye'de olsa bizdensiniz.Bende düşünüyorum bu Türkiye'de olsa diye.İyi şeyler içinde düşünüyorum.Sadece kötümser yaklaşanlar ayıp etmişler.Ama farklı olma çabasında olanlar ne bok yani.Bu ülkenin %20'sinin kahvehane kültüründen gelme olduğunu unutmasın kimse.Ülkeyi analiz edersek kendi bokunda nefes alamaz aydın,okumuş ve çağdaş kişiler..Gerçeğe yakın olmak lazım.Önce okut,bilgilendir,cahilliği yok et.Ondan sonra birşeyler bekle insanlardan.Eşekten zıplamasını beklemeyeceksin.Kanguru yetiştireceksin.Konu buraya nerden geldi.Allah belasını versin.
Minibüsteki Kız
Geçen gün diyerek tam olarak tarih vermeden başlayayım istedim.Sarıyer-Beşiktaş minibüsünün Sarıyer ayağından bindim.Çok boktan bir gündü.Ne biçim yağmur yağıyordu.Böyle ordan oraya giriyorsun kafandan sular akıyor.Selpakla kel kafanı siliyorsun felan..Anlaşılmıştır heralde.Minibüs'e bindim ve zaten çok da uzak olmayan bir mesafe de ineceğimden ve de ıslak olmamdan dolayı ayakta gitmeyi tercih ettim.İstanbul olunca minibüsler pek dolu oluyor haliyle de yağmur var binen binene.Tam Sarıyer'den çıkarken 30-40 lı yaşlarda mahallemiz ablalarından muhtemelen 3 çocuklu bir bayan tıkabasa minibüse bindi.Hemen öntarafında bulunan liseli kıza omuzdan tek kollu çantasının arkasında olması dolayısıyla çantanı biraz çekermisin dedi.Ufak kız zaten burnu büyüktü.Nereye çekeyim arkadaşım var dedi.Yazarken normal gözüküyor tabi ama ses tonu gayet rahatsız ediciydi.Ulan ne boka sinirlendin sen o yaşında artistlik yapiyorsun anan yaşındaki kadına diyesim geldi içimden ama bu blog niye var :)O kıza hiç birşey demiyorum tabi.Minibüs şöförünün gözündeki dolarlar ve daha çok daha çok yolcu felsefesinin doğurduğu bir sonuç bu.Fakat tamamen gözlemlediğim bu yaştaki kızlardaki havalar,afralar tafralar.Bi yukardan görmeler insanları falan.Bu noktada çocuğuna kızmayan hatta dövmeyen,edep,haya,saygı öğretmeyen ebeveynlerin suçu.Dövmek dediysek ağiz burun dalmak anlamında değil.Böyle 2 tane yapiştiricak tercihen yanağa.Daha sonra inecek var diyip 5 metre sonra minibüsün durmasına rağmen inecek var duymuyormusun yaow.100 metre gittin yağmur yağıyor her taraf çamur zaten diyen teyze helal olsun.Minibüs 2. vitesi görmedi zaten öküz arabası modunda takılıyordu.100 metreyi 5 dk da zor alırdı zaten.Ama sen minibüsten inene kadar nasıl saydı öyle.Hemde yürüyorken..Ayrıca tamamen asfalt olan bir yerde çamuru nasıl keşfettin.Minibüsçü şamar oğlanına döndü aq.Laf geçirmeler felan.Belki de o da yolcular alarak sürekli ooo kıç kıça geçirttim bunları sıkışsınlar ben parama bakarım aga.Onlar laf geçirtsinler diyordur içinden..Ne diyelim Londravariydi İstanbul son birkaç gün.Yağmur anlamında :))
Neden?
Bu blogu neden açtım.İlk olarak aklıma gelen saçma fikirleri büyütüp büyütüp absürdleştirmek ve onların gerçek olmadığına kendimi inandırmak,yazılarımda çok çok kullanacağım kişi ve nezdinde diğer amaçsızlara bol bol hakaret edebilmek,herşeyden önemlisi kendini bir bok sanıpta allayıp pullayıp,üzerine parfüm sıkarak,mücevher kutularına koyarak piyasaya sunanlara hadlerini bildirmek için.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

